• Buta



    2010 yılındaki Ojii-san no Lamp, Kizuna Ichigeki, Tansu Warashi ve Bannou Yasai Ninninman'da olduğu gibi yine Japonya Kültür Bakanlığı'nın hatırı sayılır bir bütçeyle (yaklaşık 2.5 milyon $) destek verdiği genç yeteneklerin 2011 çalışmalarından biri Buta. Deli bir doktorun dışında geri kalan her karakterin hayvanlardan seçildiği ve insani vasıflar verildiği Buta'nın hikayesi bu projenin önceki yapımlarında da gördüğümüz gibi oldukça kısıtlı.

    25 dakikalık bir kısa animasyonda hikayenin kısıtlı ve hatta sıradan olması anlaşılabilir belki, sonuçta adı üstünde "genç yetenekler"in projesi bu. Gerçi ben sırf bu dar süre yüzünden daha ince elenip sık dokunmuş, herhangi bir derdi veya bir söylemi olan bir senaryo beklerdim ama mühim değil. Buta'da benim asıl canımı sıkan, gereğinden fazla çocuksuluğu ve zaman zaman bu çocuksuluğa bile aykırı gelmeye çalışması oldu (4. fotoğrafta olduğu gibi)

    Küçük çaplı bir samuray-korsan karışımı olan animede avanak korsanların en büyük belası kılıcının tersiyle vurup kimseyi kesmeyen bir samuray domuz... ya da domuz samuray, bilemedim bu tamlama nasıl olur. Neyse, birde sıfırla başladık ama diğerleri en azından afişleriyle (Puka Puka Juju, Wasurenagumo, Shiranpuri) biraz daha ümit veriyorlar.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi