Kiri - Monoral / Ergo Proxy OP

Accel World - 07+08


Meh... Acayip sıkıcı. Haru'nun kuzeni falan da kurtarmaz. Artık iki haftada bir yazmaya karar vermiştim ama tamamen bıraksam en güzeli. Dikkat çekme isteği uyandıran hiçbir gelişme olmayınca bir seri hakkında konuşmak çok zorlama duruyor. Karakterler dövüşsün, bölgeler için savaşsın, sonunda da Haru galip gelsin. Başı kıçı belli.

Tek sürpriz, zamanı geldiğinde Haru'nun Kuroyuki'ye karşı gelmesi olacak. Bu bölümde hiçbir zaman Senpai'si ile savaşmayacağının altı o kadar çizildi ki bunun gerçekleşmesi şimdiden duyurulmuş gibi oldu.

Kaliteli animasyonun yanında izahat gerektiren bir sanal dünya var ama bunu detaylandırmaktan çok çabuk vazgeçildi. Şimdi yalnızca karakterlerin dövüştüğü tekdüze bölümler izliyoruz. Her hafta yeni karakterler dahil edilerek çeşitlilik yaratılmak isteniyor ama yalnızca sade bir istek olarak kalıyor. Karakter gelişimi namına hiçbir şey kalmadı, benim de yazmak için şevkim kalmadı.

Uchuu Kyoudai - 09


Astronot olmayı "istemek" dışında hiçbir somut amacı olmayan Mutta'nın kendini keşfetme süreci devam ediyor. Kardeşinin yazdığı vasiyetleri bulduktan sonra ölüm ihtimalini kafasında canlandırmaya başlayan kahramanımız önce eskiden yaşanmış kazaları kafasında kuruyor, sonra ihtimalin gerçekliğini benimsemeye başlıyor.

Mutta'yı seri boyunca biz de onunla birlikte tanıyoruz. Genellikle de bu tanışıklık hep Mutta'nın zıttı karakterler vasıtasıyla gerçekleşiyor. Bu karakterler arasında en belirgini Hibito iken uzaya gittiğinde ardında bırakacağı ailesi, çocuğu için endişelenen Kenji ve sabit bir amaca sahip olarak astronot programına girmiş Serika da diğer zıt karakterler olarak öne çıkıyor.

Zamanının çoğunluğunu kendi kafasındaki düşlerle geçiren Mutta ise bu insanların aksine yalnızca çocukluk hayalini gerçekleştirmenin ve hala kıskançlıkla karışık alaya aldığı kardeşini korumanın peşinde. Herkes astronot olmayı bir araç olarak görürken Mutta ise amaç olarak görüyor. Gelecek bölümde yeniden akıl hocasını devreye sokarak ufak çaplı bir terapi gerçekleştirecek olan Mutta elle tutulur bir amaç bulur mu bilinmez ama dilerim kardeşlerin sonu 2 sene önce kazada yitirdiği abisinin (Brian Jay) ardından şu an ISS'te çalışan Eddie'ye benzemez.

Unutmadan: 2025 yılında uçaklarda cep telefonu artık serbest galiba. Mutta telefon ile konuşma yapmadı, biliyorum ama ekranda bariz bir şekilde telefonun sinyal aldığını gösteren çubuklar vardı. Uçaklar o teknolojiye erişmedilerse serinin namına feci bir hata yapıldı.

Kuroko no Basuke - 08


İlk olarak 6. bölümde çalınan şu savaş müziğini mümkünse her bölümde tekrarlasınlar. Topu alıp sahaya çıkasım geliyor. O parça resmen gazın kralını veriyor.

Serinin ise tekrar rayına oturduğunu görmek güzel. Geçen haftaki gibi 435 tane maçı aynı bölüme sığdırmadıklarında ve bölümün büyük kısmını tek bir maçın ön hazırlığına, trash talklara, soyunma odası taktiklerine ayırdıklarında maçın da keyfi daha iyi çıkıyor.

Tabii hala basketbolla ilgili temel hatalar yer yer mevcut. Örneğin, maçın başlarında Kagami ile savunmacı elemanın teke tek kaldıkları bir sahne var. Rakip takımın pota altı bomboş, üç sayı çizgisinin içindeyse 2 oyuncu var ve bir kişi de orta saha çizgisinde savunma yapıyor. Yani WTF?! Öyle bir savunma veya hücum dünyanın neresinde olur?!

Fakat değişen rakiplerle birlikte seri de farklı basketbol prensiplerini sergilemeye başladı ki kendi adıma en güzel gelişme budur sanırım. Geçen bölümdeki Afrikalı devden sonra nihayet takım oyununu benimsemiş rakipler görebiliyoruz. Gerçekten de basketbolda (özellikle de defans temelli takımlarda) bir yıldızınız olmadan da bazı seviyelerde maç kazanmanız hiç zor değildir. Seirin'in rakibi çok akıllı bir defans taktiğiyle Kagami'yi ve Kuroko'yu duvara toslatıyor.

İstedikleri kadar duvar örsünler Seirin'in bu maçı kazanacağı çok belli. Hele ki iş teke tek mücadeleye dönerse Kagami'yi durdurabilecek bir oyuncu yok. Yeter ki Kagami'nin bu üstünlüğünü iyice sindirmemize izin verilsin... yani gelecek bölümün 5. dakikasında maç bitirilmesin. Zaten intro+op+geçen hafta özeti derken üç dakika çöpe gidiyor, bir de çabucak maçı bitirince serinin kendisi iyice yüzeysel kalıyor.

Arcana Famiglia

Arcana Famiglia

Akdeniz'deki küçük bir adayı korsanlardan, diğer ülkelerden ve başka tehditlerden koruyan Arcana Ailesi'nin yeni veliahtı, Papa Ailesi'nin tek kızı olan Felicita ile evlenecektir. Bu veliahtın kim olacağına ise Felicita'nın da katılacağı yarışmalarda karar verilecektir.

Yönetmen: Kon Chiaki

Fragman

Nazo no Kanojo X - 08


İzlediğim animeler arasında en iyi romantik seri olabilir Nazo no Kanojo X. Uzaylı kamuflajıyla gizlenmiş Urabe'nin çekingen bir kız olmasının yanında terbiyeli ve düşünceli maskesini giymiş Tsubaki'nin aslında hormonların kontrolündeki bir delikanlı olması her iki karakteri de o dönemi yaşamış (15-16 yaş) insanların gözünde sıradanlaştırıyor.

Evet, hem Tsubaki hem de Urabe gayet bilindik iki karakter. Günlük hayatında bastırmak zorunda olduğu arzularını ıslak düşlerinde yaşayan ve bu arzuları gerçek hayata taşımak isteyen Tsubaki buluğ çağındaki sıradan bir oğlan. Donuna taktığı makasla fiziksel, yüzünü kapatan saçları ve insanlara karşı soğuk yaklaşımıyla ise duygusal açıdan kendini korumaya çalışan Urabe de sıradan bir kız. Her ikisi de vücutlarında kabaran hormonlara henüz söz geçirebilecek yaşta değiller.

Böylesine gerçekçi iki karakter arasında salya gibi tuhaf bir iletken aracılığıyla yaratılan kimya ise tek kelimeyle muhteşem. Birbirlerinin o anda hissettiklerini hiçbir söze gerek bırakmadan nakleden salya, serinin önemli bir yan karakteri olan Oka'da ise farklı bir anlam kazanıyor. Oka, Urabe'nin salyasını her tattığında Urabe'nin adlandıramadığı hislerini ona aktarıyor. Gözlükleri buğulanıyor, kasıkları hareketleniyor, yanakları kızarıyor.

En başından beri bir bakıma Urabe'nin evrimine şahitlik ediyoruz. Tsubaki dahil herkesten belli bir mesafede kendini tutan, sakınan, koruyan Urabe yavaş yavaş insanlarla etkileşime geçmeye başlıyor. İlk olarak Tsubaki ile başlayan bu süreç zaman içinde Oka'yı, geçen hafta olduğu gibi atletizm takımını ve bu hafta yeni bir seviyede yeniden Tsubaki'yi içine katıyor. Başlarda kimsenin dokunmasına izin vermediği bedenine geçen hafta hemcinsleri, bu hafta erkek arkadaşı dokunuyor. Kendini zorla kabul ettiren Oka'nın, Tsubaki ile yaşadıkları hakkındaki sorularına başlarda "seni ilgilendirmez" diye ters cevaplar verirken artık salyasını tattırarak Oka'yı yanıtlıyor. Hatta net olarak anlamlandıramadığı kendi hislerini de bu sayede Oka'dan dinlemiş oluyor.

Hiç gülünç duruma düşmeden, ecchiye başvurmadan da seks ve aşk hakkında konuşulabileceğinin nadide bir örneği Nazo no Kanojo X. Eski tarz animasyonuyla, minimalist bütçesiyle, hepsinden önemlisi de çalışanlarının muhteşem performanslarıyla tam bir bağımsız anime örneği. Elbette ki bağımsız değil ama sahip olduğu indie ruh, stüdyosunu bile aşıp geçiyor.

Sankarea - 08


Her hafta istisnasız daha da sıkıcı bir kimliğe bürünen iki diziden biri Sankarea (diğeri de Accel World). Şu bölümle ilgili olumlu ne yazacağımı bilemiyorum. Hiçbir derinlik yok, ileriye/yukarıya doğru hiçbir gelişim yok. Sadece yerinde sayıyor ve arada bir hızlanıp arada bir de yavaşlıyor seri.

Dr. Zon Bee esprisine gülmem gerekiyordu galiba, gülmedim. Furuya'nın gerçek hayatta zombilerden korkmasını karakter gelişimi olarak düşünmem gerekiyordu galiba, düşünemedim. Ranko'nun hamam sefasını, çocukların birbirlerinin vücutlarına bakmalarını sevimli bulmam gerekiyordu, sevimliyi geçtim fanservice gözüyle bile görmedim. Belki çabucak biter diye ölü taklidi yaptım.

Furuya'nın rahip babası ortanca yaprağı yiyen bir kızın vejetaryen olduğunu düşünecek kadar safdil mi? Yasutaka'nın şebeklik yapmaktan öteye geçemeyecek bir karakter olması senaristin mi yönetmenin mi suçu? Rea'nın o kadar güçlü olmasına şaşırmam mı gerekiyor? İlk kez görmüyorum ki, zaten o sahnenin öyle aktarılması gerekiyordu. Yine de Furuya şaşırdı, ben de Furuya'ya şaşırdım.

Herhangi bir anlatının, sırf amacına ulaşabilmek için mantıksızlaşmaya başlaması aslında yetersizliğine kılıf aramaya başladığını gösterir. Sankarea böyle giderse kılıf fabrikası açabilir.

Sakamichi no Apollon - 07


Galiba bu serinin bir bölümü ilk defa üzerine tastamam oturdu. Son birkaç haftadır hep tempodaki aşırı hızdan şikayet ettiğim için böylesine sakin, hiçbir acelesi olmayan, karakterlere ufak ama etkili vuruşlar yapmaktan gocunmayan bir bölümü görünce hayran hayran izledim.

(Asıl) Konserin başlamasıyla birlikte çocukların salona toplanmalarını gösteren sahnelerdeki animasyon, Sentarou ile Kaoru'nun neredeyse eşit ölçüde süre verilmiş karakter gelişimleri, bölümün tamamındaki yönetim performansı harikaydı. Müzikler için zaten ağzımı açmaya bile yeltenmiyorum, es kaza ters bir şey yazarsam Tanrıça Yoko çarpar.

Bu gereksiz süratinden şikayet ettiğim Watanabe aslında "ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet" misali bir illüzyonla (yeteneğiyle) bizim bildiklerimizi bizden saklıyor. Sentarou'nun Jun'a attığı yumruk gibi doğrudan sonuca ulaşan gelişmeleri bizim önümüze seriyor. Yumruğun sebebini gayet iyi biliyoruz fakat Sentarou'nun bu bilince ulaşmasına gözlerimizle şahitlik etmiyoruz. Seri boyunca bu tutum sürdürüldüğü için alışılageldik anlatımı bekleyen izleyiciler için Sakamichi no Apollon oldukça delikli bir yapıdaymış gibi gözüküyor.

Oysa hikayede hiçbir eksik, gedik yok. Bu, izleyicinin katılımını talep eden bir anlatım. Sevdiği kızın sevdiği adama Sentarou'nun yumruk atmasının nedeni kıskançlık değil (5. bölümde Kaoru'nun gördüğü mektupları hatırlayalım). Jin'in Yurika'yı kullandığı ihtimalini düşünmemiz isteniyor. Bu sayede de neredeyse hiçbir şey göstermeden hem Jin'in hem Sentarou'nun hem de Yurika'nın karakter gelişimleri yapılmış oluyor. Hepsi o okkalı yumrukla sahneleniyor.

Şimdi bu bölümün son sahnesindeki koşmayı da eşcinselliğe bağlayacak tıfıllar olacaktır. Halbuki, bu bölümde yeniden altı çizildiği üzere (posta kutusunu açma sahnesi) doğru düzgün bir arkadaş ve aile hayatı olmadan Kaoru'nun yapayalnız geçmiş çocukluğunun ve gençliğinin Sentarou sayesinde ilk kez "doldurulduğu" o finalde yapılan illüzyonda saklı. Aynı illüzyon içinde, geçen haftaki kavgaya kadar geliştirilmiş Kaoru ile Sentarou'nun arkadaşlıklarının Kaoru için ne ifade ettiği de bulunabilir. Sihirbaz elbette ki numarasını hiçbir zaman açık etmeyecektir.

Tsuritama - 07


Yaz mevsimi bitince Natsuki'nin karakter gelişimi de bitecek sanmıştım. Demek ki ya henüz yaz bitmemiş ya da seri o kadar kronolojik bir sıra izlemiyormuş. Neyse, çok önemli değil. Serinin hikayesi çok ufak değişiklikler dışında hep Yuki'nin gözünden anlatıldığı için sanırım diğer üç karakter arasında belirgin bir şekilde öne çıkarılacak kimse yok. Natsuki de en az/fazla uzaylı Haru veya anti-uzaylı Akira kadar önemli.

Bölümün ilk yarısı hoş beş ile geçiyor. Natsuki'nin doğum günü için çabalayan Sakura'nın ve ilk olta takımını alan Yuki'nin mutluluğu gözlerinden okunuyor. Haru ise geçen haftaki zirvenin ardından kalbi yaralı (sözlük ve mecazi anlamlarında) bir şekilde kendini balıkçılıktan uzak tutmaya çalışıyor. Belli ki geçen haftaki karşılaşma pek de Haru'nun umduğu gibi geçmemiş. Tabii ne umuyordu ve gerçekte ne buldu, henüz bilmiyoruz. Fakat bu hafta da beliren üçgeni görmekten memnun olduğunu düşünüyorum. Yalnız, ortaya çıkan sonuçtan memnun değilmiş gibime geliyor.

Gıcık bir karakter olmasına rağmen (ayar yemeye hazırım :D) Haru'nun hiçbir şekilde kötü niyetli olmadığı aşikar. İnsanları bu denli kontrol dışı bırakıp kendi himayesine alan üçgenin sanki farklı bir amaca hizmet etmesini bekliyormuş gibi davranıyor. Geçen hafta istediğini bulamadığı için de bu hafta çoğunlukla somurtuyor.

Serinin başlarında hissettirilen ve bir kez daha gün yüzüne çıkartılan Natsuki'nin annesi seriye dair önemli bir kilidi içinde barındırıyor. Babasına çıkışan ve "Biz bir aileyiz!" feryadını koparan Natsuki'nin profesyonel balıkçı olma gibi bir hayali var fakat bu hayali gerçekleştirmek için çok da istekli değil. Babasının dükkanın geleceğiyle ilgili söylediklerinin aslında onu rahatlatması gerekirken aksine daha da sinirlendiriyor. Bana öyle geliyor ki, Natsuki kendi hayalini gerçekleştirmemek için bahane arıyor... ve bu bölümde de aradığını buluyor.

Son dönemece, kalan dört bölümlük periyoda girmişken hala pek çok belirsizlik mevcut. Bunların başında da Enoshima yerleşkesi bulunuyor. Yapay resif, beliren üçgen, açılışta dinlediğimiz efsane, dünyayı kurtarma planı... hala net bir açıklama yok. Yönetmen Kenji'nin son dakikaya kadar bu gizemi milimetrik şekilde aydınlatmasını ve ana fikri de asgari düzeyde dillendirmesini bekliyorum. Bu beklentime rağmen yine de biraz oyalandığını düşünüyorum.

Uchuu Kyoudai - 08


Hoshika gibi bir insanla çalışmak isterdim. Aslında geçen bölümün vurucu cümlesiydi ama bu hafta bir kez daha yineleyince bahsetmek istedim. Adayları formlar üzerinden değerlendiren insanlarla pek çok mülakat deneyimim oldu. Madem bu kadar sabit fikirler üzerine kurulmuş kriterleriniz var, neden kimi işe alacağınızı bilgisayara seçtirmiyorsunuz? Robot gibi hareket eden insan kaynakları çalışanları! Az bir şey Hoshika'nın sözlerine kulak verseniz? Neyse ki bu blogdan kimsenin haberi yok :)

Mutta'nın uçan kafası ve kahraman oluşu harika kotarıldı. Bu kadar eğlenceli bir hal alacağını hiç beklemiyordum, aksine iyice toz pembe bir atmosfer yaratılıp bedbaht Mutta'ya ilahi bir gücün yardım edeceğini düşünmüştüm. Şans kavramı hakkında bu kadar konuşan bir serinin kendi söyleminden uzaklaşmadığını görmek bu açıdan sevindiriciydi.

Şimdi yeniden Mutta'nın tamamen başrole yerleşeceği Japonya'ya geri dönüyoruz. İkinci sınavı geçmesini Apo'ya borçlu olan Mutta konferansta kendisini alkışlayan hatunlara ve telefonuna gelen Serika mesajına kaptırıp iyice hülyalara daldığı için yeniden eski sersem haline geçiş yapacak. Kardeşinin vasiyetini görmesi serideki dramatik yapıyı korurken Hibito'yu koruyup kollamak isteyen Mutta'ya bir neden daha vermiş oluyor. Üçüncü sınav sürecinde kankası Kenji ve sevdiceği Serika'ya kavuşacak Mutta bakalım bu vasiyeti kafasından uzaklaştırmayı başarabilecek mi?

Nazo no Kanojo X - 07


Urabe'nin ne kadar yarışmacı ruhlu biri olduğunu daha önceki bayrak yarışından biliyoruz. Her ne kadar bu tutkusunu belirli bir alanda tatmin etmek için çaba göstermese de kendini herhangi bir rekabetin içinde bulduğu anda hiçbir şeyi gözü görmüyor. Beden dersindeki yarışmayla açılan bölümde bir kez daha bu rekabetçi ruhu hissediyoruz. Urabe elinden geldiği kadar hızlı koşuyor ve takımın yetenekli atletinin gözüne giriyor. Takıma katılması için yapılan baskıları ise sonuna kadar reddediyor çünkü okuldan sonraki zamanını geçirmek istediği tek bir kişi var: Tsubaki.

Sosyalleşmekten sürekli kaçındığını söylemek mümkün ama bana kalırsa Urabe kendisine "yetecek kadar" insanı etrafında tutmak istiyor. Öğle yemeklerinde Oka, okuldan sonra Tsubaki. Bu kadarı Urabe için yeterli, daha fazlasına ihtiyacı yok. Yaşıtlarının veya içinde bulunduğu ortamın normal kabul ettiği en basitinden bir "el çakma" hareketi bile onun garipsediği bir davranış biçimi. Ne anlama geldiğinden bile bihaber.

Urabe, Tsubaki'nin dokunmasına/sarılmasına izin vermezken Oka'nın veya atletizm kulübündeki diğer kızların kendisine dokunmasına aynı tepkiyi (manyakça bir hızda kaçma ve savunma pozisyonu alma) vermiyor. Tabii bunu da çift taraflı okumak yine mümkün ama Urabe'nin bu çekingenliğini, ancak kendini hazır hissettiğinde Tsubaki'nin dokunmasına veya bikinili halini görmesine müsaade edeceği şeklinde yorumlamak daha romantik bir seçim olacaktır. Zaten bölüm içinde hınzır, işini bilir, katakullici Oka'nın zorlama salya tadımıyla anladığımız üzere Urabe de bu ilişkide en az Tsubaki kadar utangaç.

Urabe'yi başkalarıyla paylaşmaktan dolayı Tsubaki'nin canı sıkkın. Kız arkadaşının bacaklarına başka erkeklerin bakmalarını, okuldan sonraki yürüyüşlerden mahrum olmayı istemiyor. Urabe'yi yalnızca kendine saklamak istiyor fakat yine de Urabe'nin mutlu olmasını istediği için yalanla karışık bir fedakarlık yapıyor. İşte iki karakterimizin bölüm içinde nasıl geliştirildikleri de bu noktada yatıyor. Her ikisi de kendi isteklerini dillendirerek şımarıklaşmamış, aksine olgunlaşmış oluyorlar.

Her hafta fire vermeden, tökezlemeden, yavaşlamadan ya da hızlanmadan nasıl bu kadar nefis bir ritim tutturuyorlar bilmiyorum ama Nazo no Kanojo X'in arkasındaki ekibe büyük saygı duyuyorum. Sonsuza kadar böyle devam etse bile memnuniyetle izlerim, hemen gelecek hafta sona erse de herkese memnuniyetle bu seriden bahsederim.

Kuroko no Basuke - 07


Çüş ve oha hatta yuh ama! Öeh bile olabilir. Aynı bölüm içinde utanmasalar seriyi bitirecekler. Seirin beklendiği gibi rakiplerini yeniyor fakat galibiyetlerini neredeyse sadece skor tabelasından görüyoruz. Bu kadar hızlı bir tempoya ne gerek var hiç anlayamadım. Daha serinin ilk çeyreğini yeni bitirdik ve neredeyse 7 bölümden daha kısa bir sürede turnuvayı bitireceğiz. El insaf!

Spor serilerinde bu hızlı tempo animeyi genellikle tek bir sonuca götürür: Takımın mağlubiyetine. Serinin ilk dönemlerinde kaybeden takım sonra bilenir, daha çok çalışıp güçlenir ve bu mağlubiyetin rövanşını da finalde alır. Bu inanılmaz süratli anlatımdan başka bir sonuç çıkaramıyorum.

Belli ki Production I.G. ikinci sezon ihtimalini hiç düşünmüyor. Ucu açık bir final yapıp garantilenmemiş ikinci sezonla seriyi sürüncemede bırakmak yerine tek seferde işi bitirmek istiyor. Yarım kalmış serileri ben de sevmiyorum ama böylesi bir anlatımla da eldeki serinin değeri düşüyor.

Gerçi şimdiye kadar dengesi iyi ayarlanmış bir seri olan KnB yalnızca tek bölümü böyle geçiştirdiğine göre bundan sonrasında daha usturuplu bir anlatım göreceğiz. Anlaşılan o ki bizim takımla aşık atabilecek takımlar sadece Generation of Miracles oyuncularını barındıran okullar olacak ve o maçlar da 2-3 bölümden aşağı sürmeyecek. Bu haftaki gibi bölümler olmasın da gerisi mühim değil.

Sankarea - 07


Sankarea şimdiye kadar galiba hiç bu kadar açık sözlü davranmamıştı. Tamamıyla Wanko'nun karakter gelişimine odaklanan bölüm, Wanko'nun da belirttiği gibi klişe bir romantizmi aktarıyor. Gerçi Wanko'nun kendisi de tamamen klişeler üzerine kurulmuş bir karakter: Beyaz atlı prens beklediği için zombi seven kuzenine bile aşık olabilen bir genç kız, tsundere bir konu mankeni, kocaman göğüsleri ve hiperaktif kişiliğiyle hayat dolu bir profil. Kısacası, Furuya'nın aramadığı her şey Wanko'da var.

Flashbackler ile bugünü harmanlayan bölüm bizi öyle çok da bilinmedik gerçeklerle tanıştırmıyor. Arkadaşı olmayan Furuya'nın küçüklükten beri zombileri sevmesi ve dışarıya hiç çıkmak istememesi, Wanko'nun ümitsizce Furuya'nın isteklerine boyun eğmesi ve bu isteklere ilk kez karşı gelişinin de çok uzun sürmemesi, kendisini köpekten kurtaran Furuya'ya bir kere daha vurulması, onu prensi gibi görmesi bu ikilinin platonik geçmişlerini anlatmaktan öteye geçmiyor. Aslına bakarsanız, "tüm hikaye bu kadarmışsa anlatılmasa bile olurdu" dedirtiyor.

Evet, bu bölüm Furuya'nın merhum annesine ne olduğuna dair bir fikir veriyor ve dalga geçen çocuklar aracılığıyla Furuya'nın içe kapanıklığını detaylandırıyor ama münasebetsiz Yasutaka'nın hormon patlamasıyla boşa zaman harcıyor ve ilk öpücüğün altını doldurmak için gereğinden fazla kasıyor. Daha da kötüsü, Wanko'nun bölüm sonundaki feryadı serinin gidişatının ikinci sınıf bir romantizme dönebileceği ihtimalini ortaya atıyor. Tabii işin içinde bir zombi olduğu için bu romantizm hala bir nebze ilgi çekici ama maalesef inceden yavanlaşmaya başladı.

Tsuritama - 06


İşte başladık! Dünyayı kurtarma operasyonunun çok daha geç başlayacağını düşünüyordum. Birkaç bölüm daha balıklar, olta takımları ve Yuki'nin yerine gelen neşesi devam eder sanıyordum ama sağolsun Nakamura Kenji [C]'nin aksine bu kez atik davrandı.

Tsuritama, Kenji'nin bölümsel yerine tek bir konu üzerinden anlattığı ikinci anime. Bu yüzden onun daha önceki işleri (Mononoke, Trapeze) ile Tsuritama'yı kıyaslamamak lazım. Fakat [C]'de yaptığı tüm yanlışları etüt eden yönetmen bu kez hem tutarlı bir anlatım sunuyor hem de Trapeze ile -özellikle- Mononoke'deki hiç durmayan animasyonu devam ettiriyor. Tsuritama'nın her karesinde mutlaka en az bir piksel kımıldıyor, ki bu da ilk 5 haftada yaratılmış rengarenk ve capcanlı Enoshima dünyasını daha inanılır kılıyor.

Henüz açılış bölümünde Kenji hakkında düşüncelerimi verdiğim için bu haftaki postu yıkama yağlama ile doldurmayayım. Nihayet serinin birbirinden kopukmuş gibi duran parçaları devasa bir mıknatıs sayesinde yaklaşmaya başladılar ve bu parçaların oluşturacağı yapboz da ufaktan belirginleşmeye başladı.

Artık karakterlerden ziyade konu gelişimine odaklanan seri, ilk bölümdeki ejderha efsanesini bu kez Erika'nın dedesinden bize anlattı. Ejder Tanrı için kurulmuş bir tapınağın rahibi ve kentin de belediye başkanı olan dede, Kamikakushi (Sözlük anlamı: Tanrıların Sakladığı / Halk ağzında: Kızgın bir Tanrı tarafından yeri değiştirilmiş)'yi öğrenmek isteyen Akira'ya bu efsanenin gerçek olduğunu ve yeniden vuku bulacağına inandığını söyledi... ki zaten bölümün ilerleyen dakikalarında da haklı olduğunu gördük.

Ton balığının yakalanmasının hemen ardından yapılan ani geçişle (Kenji kalitesi) şimdiye kadar yaratılmış o rengarenk atmosfer bir anda karanlığa boğuldu. Kabaran ve fışkıran suların eşliğinde Haru'nun "yeniden karşılaştık" sözleri ise dedenin anlattığı mit üzerine bir tahmin yürütmeyi kolaylaştırdı. Gerçi konuşmak için henüz erken ama Haru ya da Coco efsanede geçen ve ejderhayı ayartan prenses olabilirler. Erika'nın dedesinin tapınakta yönettiği Enoshima dansını Akemi (balıkların cirit attığı suni resif)'nin yakınlarında dolaşan balıkçılarda ve Yuki ile Natsuki'de görmek, "karşılaşma" esnasında Haru'nun önünde üçgenin (Bermuda Şeytan Üçgeni) belirmesi büyük gizeme dair bazı ipuçları veriyor. Yine de boş atıp dolu tutmaya çalışmak istemediğim için şimdilik hiçbir tahmin yapmak istemiyorum.

Üçer bölüme yayılmış mevsimlerden yaz bitti, yani Natsuki'nin devri bitti ve Akira'nın sırası geldi. Gelecek hafta DUCK organizasyonu, Tapioca ve bu genç Hindu hakkında neler anlatılacağını merakla bekliyorum. Sanırım gitgide karanlık tarafa geçip o gökkuşağı renklerini daha az görmeye başlayacağız.

Sakamichi no Apollon - 06


Cidden bu serinin niçin 12 bölüm olarak tasarlandığını biri açıklamalı. Daha yakın geçmişte Guilty Crown gibi felaket bir projeye 2 cours gösterim tanıyan noitaminA'nın neden Tsuritama ile Sakamichi'ye 11-12 bölüm verdiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Hadi Tsuritama yönetmeni nedeniyle belki 11 bölümde kotarılabilecek bir anime ama Sakamichi değil 12, en az 26 bölümü hak ediyor.

Mangadan uyarlanan eser zaten seçtiği tarih itibarıyla belli bir dönemi arka planına yerleştiriyor. Sırf bu dönemin dokusunu tutturmak (hadi, daha doğru tabirle "hissettirmek") için bile ekstra dakikalar gerekiyor. Watanabe mümkün mertebe konuya odaklandığı içinse hiç ardına bakmadan devam ediyor. Hal böyle olunca hem kurgusal hem de anlatımsal eksiltiler meydana geliyor.

Kendi adıma, bölüm sonundaki sahilden koşarak ayrılma ve otobüse binme sahnesinde bariz bir eksiklik hissettim. İki hafta önceki bölümde trex ex'in bulamamaktan şikayet ettiği "etkiyi" ben de bu kaçış faslında bulamadım. Resmen 3-4 kare kesilmiş gibiydi.

Hadi bu sahne işin kurgusal yanı. Anlatımsal olarak ise aslında eksilti tabirini kullanmam doğru değil ama izlerken gerçekten bazı noktaları birbirine yapıştırmakta güçlük çektiğim oluyor. Misal, Ritsuko'dan vazgeçen Kaoru'nun dönüşümü bu kadar hızlı mı olmalı? Tamam, şansını denedi ve başarılı olamayacağını anladığında aradan çekildi ve hatta şimdi Ritsuko'yu memnun etmek için Sentarou'yu manipüle etmeye çalışıyor.

Aslında bölümlük değişen mevsimlerle aktarıldığı üzere serideki zaman da çok hızlı bir şekilde ilerliyor. Kaoru'nun hislerinin de bu yaz tatili (yoksa bahar mıydı... yakalayamıyorum artık) sonrasında değişmesi son derece normal. Fakat bu değişimi izlemek yerine bir anda değişimin sonrasıyla karşılaştığım için resmen afallıyorum. Bu post-etkiyi aynı bölüm içinde hem kabullenmek hem de benimsemek zorunda kalıyorum.

Cidden bu serinin niçin 12 bölüm olarak tasarlandığını biri açıklamalı.