• 30-sai no Hoken Taiiku



    Kadınlar konusunda şansı yaver gitmeyen 30'lu yaşlardaki utangaç erkeklerin kadınlara nasıl yaklaşacağını ve onlarla nasıl seks yapacaklarını anlatan bir rehber niteliğindeki animede Imagawa Hayao 30 yaşına gelmiş ve henüz hiçbir kadınla seks yapmamış müzmin bir bakirdir. Şişme bebekle seks yapacağı sırada karşısında seks tanrısı Daigorou belirir. Daigorou bu adamın bekaretini kaybetmesi için Cennet'ten gönderilmiştir ama işler beklediği kadar çabuk gelişmeyecektir.

    OP ve ED'yi çıkarttığımızda her biri 10 dakika süren 12 bölümden ibaret serimiz konu özetinden anlaşılacağı üzere komedi ve ecchi türlerinin bir karışımı. Ecchi kısmını ilk bölümlerde diktatör, sonrakilerde muhafazakar bir mantıkla sansürleyen animenin komedisi de yer yer yaratıcı ama çoğunlukla sönük bir mizaha sahip. İlk bölümlerde görselleri geçtim neredeyse her yazının bile üstünün çizildiği anlatımlar izleyiciyi bir parça soğutsa da ilerleyen haftalarda bu tutumlarından çark edip esprileri daha "anlaşılabilir" kılacak bir sansürlemeye geçiş yapıyorlar. Tabii iş işten geçmiş, aradaki durum komedilerinin çoğunu kaçırdığımız gibi seriden de yavaş yavaş soğumaya başlamamışsak devam edip orta karar bir anime izleyebiliriz.


    Japonlar son yıllarda evlere kapanmış gençlerine yönelik pek çok anime yayınlama çabasında. 30-sai de böyle bir fikirle yola çıkmış. Sosyal toplum projesi gibi görülebilecek Welcome to the N.H.K. ile doğrudan, Higashi No Eden ile dolaylı olarak gittikçe tekilleşen ve içine kapanık yetişen gençlere dokunduran yapımlardan çok uzak bir seviyede olsa da elinden geldiği kadar karşı cinsle münasebeti destekleyen bir seri 30-sai. Genelinde Imagawa'yı başrolüne kondursa bile Andou Natsu'nun da çekincelerine yer vermeye çalışıyor. Birbirinden çatlak dört ayrı aşk tanrısının öğrettiği eğlenceli dersler sayesinde bu iki karakterin korkularının üstüne giden anime en basit tabirle çerezlik, toplam süresi 2 saati bulan kısacık bir yapım.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi