• Welcome to the N.H.K



    Purupuru pururin

    Dünya devi Japonya'nın şu andaki en büyük sorunu onca genç nüfusa rağmen potansiyelini asla tam kapasiteyle yansıtamaması. Sadece Japonya'yla sınırlamak da yersiz bu durumu. Türkiye'de de hafta içi mesai saatlerinde sokağa çıktığınızda her tarafta 20 yaş üzeri insanlar görüyorsunuz. Ben de uzun süre onlardan biriydim ve kıçından sallayıp "ekonomi iyiye gidiyor, istihdam sağlandı" rüyalarını bizimle paylaşan bakanlara aynı sokaklarda bir gezmelerini -küfrederek- bağırırdım. Yüzü asık gençler her yerdeler ve sayıları gitgide artıyor. Genç nüfusuyla ezelden beri övünen bu ülke o gençlere sorumluluk verme cesaretini asla layıkıyla gösteremedi, gösteremiyor. Şimdiki gençlerse aynı cesareti kendilerine karşı gösteremiyor, toplum yaşantısından ve mesuliyet duygusundan kaçmayı seçiyorlar. Üniversite sınavını kazanamadı diye intihar eden gençlerle yarınlarımızın tehlike sinyallerini daha bugünden veriyoruz: "Hayatta tek bir şansın var."

    Yalan! Yok öyle bir şey!

    Welcome to N.H.K. hayli ağır bir yetişkin serisi. Satou'nun akranı veya ondan küçük gençler için bu seri sadece bir asosyalin hayatını aktarıyor olabilir lakin hiç hissettirmeden çok derin çıkarımlar yaptığını, en azından bu uğurda çabaladığını görmek için biraz hayat tecrübesi gerekebilir. Japonya'da 2009 yılına dair 32 bin intihar rapor edilirken, 2009 yılı Türkiye istatikliklerine göre 2898 vatandaşımız intihar etmeyi seçmiş. Ülkemize dair istatistikte intihar edenlerin yarısını 15-35 yaş aralığından insanlar oluşturuyor ve bu grup içinde de en büyük payı 15-19 yaş alırken ikinci sırada 25-29 yaş aralığı bulunmakta. 15-19 yaşında intihar eden kızlarımızın durumu ayrı bir tartışma (bu yaş grubunda erkek-kız oranı eşit sayılacak kadar yakın) konusu olduğundan 25-29 yaş grubuna bakıyoruz. Bekleyen tehlike de orada yatıyor. Üniversiteden yeni mezun veya değil, ilk işini bulmuş veya bulamamış, evlilik çağı yaklaşmış veya gelmiş insanlar bunlar. Toplum tarafından bir birey olarak kabul edilme çağındalar. Son derece kırılgan bir dönemdeler kısacası.


    Bu kırılgan dönemi paramparça olarak geçmiş Satou'nun gündelik yaşantısına misafir oluyoruz. Satou bir "hikikomori". Evden çıkmayan, iş aramayan, okula gitmeyen bir genç. Yani bir NEET. Komşunun müziğinden rahatsız olup iyice dellendiği bir günde Yamazaki ile tanıştırıyor bizi. Daha sonrasında kadroya Misaki, Senpai ve Megumi de dahil olacaklar ama Satou'nun götürdüğü dizide birer yan karakterden öteye geçemeyecekler. Atalet duygusu tarafından tutsak alınmış Satou etrafındaki insanların sunduğu alternatifleri denemeyecek kadar bezgin bir genç. Özgüvenini tamamen kaybetmiş durumda ve ailesinin yolladığı harçlıkla idare ediyor. Ona sorsanız krallar gibi yaşamakta ama nereye kadar? Satou için yolun sonu "gittiği yere kadar" güzergahında. Dolayısıyla serinin neredeyse tamamında hiçbir işi ucundan tutacak gayreti göstermeyecek. Uğruna kendini adadığı tek bir konu olacak: Online oyunlardan para kazanmak. Çok acı bir sürprizle yıkılan bu hayali aslında onun ilerleyişinin de başlangıcı sayılacak.



    Romandan uyarlanan bir mangadan uyarlanan animenin yaptığı iş yadsınamaz boyutlarda olsa dahi büyük fırsatları kaçırdığı da aşikar. Satou'nun hayatını fazla detaylandırmayan seri genelde olay bazlı ilerleyişiyle gencin iç dünyasına göstermesi gereken tam kapsamlı ilgiyi gösteremiyor. Yine de karakterleriyle, kendiyle, başka animelerle ve hatta anime sektörünün tamamıyla dalgasını geçerken çok ince hicivlerle seyirciye de dokunduruyor. Bunlardan en etkilisini de -yanılmıyorsam- Yamasaki'nin ağzından ilk bölümlerde duyuyoruz: "Anime yayınlayarak otaku yetiştiriyor ve bu sayede de NEETlerin sayısını arttırıyorlar." İşin ironik yanıysa bizlerin de şu anda bir anime izliyor olmamız. Bu ve bunun gibi pek çok örnek Welcome to the N.H.K'in içinde sıkça geçiyor. Gündelik hayata verdiği referanslarla kendini ciddi bir platforma oturtan seriyi izlerken aklımda bir türe oturtma kaygısı taşıdığımı fark ettim. Bu seriye komedi demek cehalet olurdu, kara komedi demekse tam yakışık almayacaktı. "Gerçek" diye bir tür olsaydı hiç düşünmeden oyumu ona verirdim.

    Bu kararımda Satou'nun hayali tripleri hariç hiçbir anime karakteristiğini ön plana çıkartmamış olmaları yatıyor. Bölümler arasındaki sıralı ilerleyiş, yani önceki bölümün tam kaldığı noktadan devam edilen kurgu izleyenlerde biraz röntgencilik hissiyatı yaratıyor. Maraton halinde izlediğim için de Satou'yu kendime çok yakın hissetme şansı buldum. Haftalık süreçte izlemiş olsaydım da eminim aynı duyguyu tadabilirdim ama araya giren başka izlenceler yüzünden bir nebze sekteye uğrayabilirdi. Velhasıl Welcome to N.H.K çok ciddi bir meseleyi biraz dalga geçerek anlatan ve bunu da layıkıyla başaran, 25-30 yaş aralığındakilere hitap eden çok özel bir seri. Bu kadar riskli bir projeyi sadece bu yaş grubundakilere önerebilirim.


    6 Görüş:

    1. geçen gün bitirdim seriyi, gerçekten çok sağlam bir anime. çevrimdışı buluşma, ultimate fantasy,çoklu market bölümleri müthiş yazılmış ve yönetilmişti, sırf o bölümler için bile izlenmesi gerekir bence :) çok sevgili misaki-chan karakterine biraz daha derinlemesine yer verileydi tadından yenmezdi! bi de pururin'in animesi var mı acaba :D yapımcıların yerinde olsam mutlaka yapardım :)

      YanıtlaSil
    2. Haha, bir arkadaşım daha o şarkıyı çok sevdiğini, her gün diline doladığını söylüyordu. Ben görmedim öyle bir anime. Dediğin gibi keşke yapılsa, en azından sırf o şarkıya adanmış bir OVA.

      YanıtlaSil
    3. Animesi yok ama şarkısı var klibiyle beraber hem de. Sanki ortada bir anime var da onun açılış şarkısını izliyormuşsunuz hissi veriyor izleyene. Sonra Yamazaki ardından da Satou hissi verince hemen kapatıyorum ben gerçi o.0

      Çok fazla anime izlemişliğim yok ama bu en sevdiklerimden biri. Belki de hikikomori olma yolunda gidenlerin bunu izleyip bu işe bir dur demesi, harekere geçmesi için yapıldı. Çok başarılı, "gerçek" bir yapım, biraz da "horrorshow" tadında, o ayrı tabi o.0

      YanıtlaSil
    4. Aslında romanın çıkışı ilginç bir hikayeye sahip. Romanın yazarı Tatsuhiko Takimoto "yazar tıkanması" yaşayınca yine kendi gibi yazar olan arkadaşını arıyor (Yuya Sato) ve bir sonraki gün katılacağı konferans için bir hikaye bulmasını istiyor. Bir restoranda gece boyu oturan ikiliden de Welcome to the N.H.K. çıkıyor.

      Wiki sayfasından da okunabilir.

      YanıtlaSil
    5. eski kız arkadaşımın "izle, izle..." demesine rağmen vaktim olmadığı için üzerinde kafa yormamıştım. ne zaman ki kendisiyle ebediyen ayrıldık, ben de animeye dönüşü bu eserle yaptım.
      sonuç: zehirli bir eser, eğer yaşınız otuza yanaşmış ise kendinizi sorgulamanıza yol açacaktır.

      YanıtlaSil
    6. Ben 2 yıl önce 19 yaşındayken izlemiştim, en sevdiğim serilerden biridir ama bir daha izleyebileceğimi sanmıyorum.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi