• Sora No Oto - 7.5



    Banquet – The Fortress War

    DVD'den bir bölüm geldi. 7 ile 8. bölümler arasını anlatan ve feci şekilde moe içeren bölümde Sora No Oto dünyasına ait hiçbir şey öğrenmedik. Sadece rahibe Yumina'nın küçüklüğüne dair 15 saniyelik bir sahnenin çekildiği bölüm abartılı bir tiyatro oyunundan farksızdı. 7. bölüm serinin belki de kırılma ânıydı. Filicia'nın yaşadıklarını ve savaşın kimler arasında geçtiğini anlatıp seri hakkında muazzam ipuçları içeriyordu. 8. bölüm ise tam tersine Kanata'nın bir telefonun başına beklemesiyle geçen ve serinin en fuzuli bölümü olma başarısına tek başına ulaşan bir bölümdü. DVD'den gelen ekstraların ilki de bu iki bölümün tam arasını anlatıyor, biraz 7. bölümden apararak, biraz da 8. bölüme geç de olsa bir pas atarak...

    Kanata herkesin sürekli girdiği kapının ardındakileri merak eder ve Filicia da ona bir fırsat sunar: Eğer Filicia, Rio ve Kureha'dan oluşacak takımı Yumina ve Noel'li ekibiyle yenerse o mahzende neler döndüğünü öğrenmesine izin verilecektir. Bu sayede de eğlenceli bir boya savaşı başlar. Noel'in psikopatlık seviyesindeki silahı, Filicia ile Rio'nun kahramanca vedalaşmaları, Kanata'nın hedefine ulaşmadaki azmi, rahibe Yumina'nın yalandan olsa bir savaştan zevk alması gibi detaylar ve elbette ki Kureha'nın her şeye uzaylı gibi yaklaşmasıyla bölüm de nihayete erer.

    Hani ekstra bir bölüm gelince insanda bir heyecan beliriyor. Ufak da olsa merak ettiklerimizin bir kısmını öğrenme, açlığımızı dindirme şansımız varmış gibi hissediyoruz. Bölümse bir noktadan sonra alabildiğine ucuzlaşan bir fan-service gösterisine dönüşüyor. Sırf kafayı buldular diye gaza gelen savaş silahları mı istersiniz, banyoda sürekli frikik peşinde koşturtan sahneler mi istersiniz ne ararsanız var. Televizyonun haftalık düzeninde göstermek yerine para verip DVD'yi alanları ödüllendirelim diye mi düşündüler bilinmez ama bu kadar toy bir ekstra bölümle hangi yaş grubunu ve beğeni seviyesini hedefledikleri çok belli.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi