• Sarai-ya Goyou - 11



    Excuse Me

    Yaichi'nin geçmişi başlangıçtan beri çok önemli bir yer tutmuştu ve artık aydınlanmaya başlıyor. Bu aydınlanışı da gerçekten çok iyi yönetiyorlar. Five Leaves'in kaçırdığı çocuğun ailevi ilişkisi üzerinden Yaichi'nin geçmişiyle benzerlik kuruyor, Masa'nın pısırık karakterini iyice cesur bir samuraya dönüştürüyor ve sonunda da Yaichi'nin hâlâ arkasından gelen belaya odaklanıyorlar. Yönetim kadrosu bu serinin en büyük başrolü bana kalırsa.

    Zaman geçtikçe Masa'daki değişim takdire şayan bir hal aldı. Başlarda soru sormaya çekinen, ürkek tavrından tamamen kurtulup Yaichi'yi sorgulayabilecek kadar cüretkar bir karaktere dönüştü. Bu bölümde Yaichi'nin duymak istemediği gerçekleri suratına karşı hiç duraksamadan bir bir söyleyen Masa ile ilk bölümlerdeki Masa arasında dağlar kadar fark var. Hele Jin'in gece yarısı dayılanmasına karşı hiç geri adım atmaması özlenen samuray profilini yansıttı.

    Yaichi'nin geçmişine odaklanan bölüm bu adamın gizemini artık iyice çözmemize yetti. İki çete arasında yaşanan bir husumet sonucu kendi çetesinden bir adamın kafasını kesen Yaichi hiç göstermediği sayko yanını ortaya koydu. Karakterlerin örümcek ağı gibi örülmüş mazilerinde benim için hiçbir atlanmış nokta yok sayılır. Son bölüm de büyük ihtimalle Yaichi'nin Jin'den kurtulup kurtulamayacağı üzerine inşa edilecek ve muhtemelen de akıllarda iz bırakacak bir gelişmeyle sonlanacak.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi