• Sora No Oto - 7





    Chirping Crickets - Spirits Down the River


    Hâlâ bu sezonda izleyecek hiçbir şey yok, diyenlerdenseniz Sora No Oto'ya hemen başlayın. Sırf bu bölüm için başlayın. Vadettiği potansiyeli görüp başlayın. Ocak sezonunda başlayan animelerin en iyi bölümü geçtiğimiz gün yayınlandı.

    Bir türlü tam olarak tanıyamadığımız Phylicia'nın geçmişinden bir kesit sunan bölüm içerdiği pek çok malzemeyle hem seri hem de karakter gelişimini mükemmele yakın bir başarıyla bir üst seviyeye çıkarmayı bildi. Malum savaştan bir kesit sunan flashback bize savaşın kimler arasında geçtiği hakkında bilgiler verdi. Yine de yönetmen bu bilgileri o kadar güzel örtüyor ki henüz 7. bölümde net bir kanıya varmamızı engelliyor. Phylicia'nın tanktan çıktığı sahnelerde ona ateş edenlerin insanlar olduğunu görüyoruz lakin deliğe düştükten sonraki zombi askerle konuşması sırasında gökdelenlere yapışık örümcek robotlar pek insan kontrolünde değil gibiler. Bölümün ilk yarısındaki çarpışma sahnelerini izlerken ister istemez Terminator 1'deki post-apokaliptik sahneler aklıma geldi. Zombi askerin dedikleri de sanki bunu doğruluyor: "Onlara engel olamadık". Belki de insanların başlattığı bu savaşın kontrolü bir süre sonra makinelere geçmiştir.

    Bölümün ikinci yarısında Bon Festival ön plandaydı ama nehir yatağında Peder'in Rio'yu birine benzetmesi de gözlerden kaçmadı. Phylicia'yı düştüğü delikten kurtaran Princess Iria'nın Rio'nun ablası olduğunu da öğrendik. Kureha'yı bilmesek de tüm karakterlerimizin hayatlarında bir yer tutan bu sarışını daha ilk bölümden beri görüyorduk, nihayet adının konması sevindirici. Bölüm sonunda Phylicia'nın hayattaki amacının da açıklanmasıyla bu karakterin ne kadar derin işlemeye müsait bir karakter olduğunu da gördük. Bu bölüm çok şey gördük. Gerçi serinin bölüm bazlı temposu yer yer çok düşük olabiliyor. Maraton yapmaya pek müsait bir seri değil, onun yerine haftalık takip etmek en makulü gibi görünüyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi