• Death Billiards




    Şimdiye kadarkiler arasında açık ara en tartışmalı ve belki de Genç Çizerler Projesi (YATP)'nin amacına en çok hizmet eden bölümü. Madhouse'un harikulade animasyonu ve elbette bu kadar ilgi uyandırma nedeni olan senaryosundaki her tarafa serpiştirilmiş ipuçlarıyla, geçen yılki Wasurenagumo ile hemen hemen benzer bir tonda seyreden Death Billiards çok zor bir bulmaca kıvamında.

    Biri genç, biri yaşlı iki adam hayatlarını ortaya koyarak bir el bilardo oynamak zorundadır. Bilardo topları bu iki adamın organlarını simgelemekte ve o an içinde bulundukları haletiruhiyeyi yansıtmaktadır. İstekalar alınır ve oyun başlar. Her potun ardından iki adamın karakterleri yavaş yavaş belirir ve oynadıklarının basit bir oyun olmadığı izleyiciye aksettirilir.

    Oyun ilerledikçe genç adamın hayatı sondan başlayarak geriye, yaşlı adamınki ise çocukluğundan başlayarak sona doğru giden bir film şeridi misali gözlerinin önünden geçiyor. Her ikisinin de hayatları belli bir altyapıya oturtularak, çoğu seri için haftalar boyu süren karakter gelişimi kısacık sekanslar aracılığıyla izleyicilerle paylaşılıyor. Genç adamın Coldplay - Shiver parçasını sevdiğini, yaşlı adamın ise Dünya Savaşı yıllarında geçen çocukluğunu öğreniyoruz. Her ikisinin de hayatlarındaki günahlara vurgu yapılıyor.

    Hiçbir insanın eşit olamayacağını yüksek sesle dile getiren Death Billiards, 3 senedir devam eden bu projenin serileştirilmeye en müsait animesi. Sembolizmiyle, çok özen gösterilerek yazılmış her diyaloğuyla ve elbette ki sorumluluk almayarak tamamen seyircinin yorumuna bıraktığı finaliyle uzun metraj film potansiyeli taşıyan nefis bir YATP ürünü.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi