• Otona Joshi no Anime Time: Supper




    2 sene önce gösterilen ilk bölümün ardından ve bir türlü gelmek bilmeyen devam bölümlerinin nihayet gösterime girdiği Otona Joshi no Anime Time sadık bir Josei örneği olmayı sürdürüyor.

    Supper, yalnız bir kadının monologlarıyla açılıyor. Mutfak tezgahında salataları, pırasaları, havuçları, domatesleri rendeleyen bu kadın kendi kendine benimsediği kurallardan bahsederken bir telefon geliyor. Kendisine Mimi diyen bir erkekle konuşan bu kadın, daha sonrasında bu adamın kimliğini bir flashback eşliğinde bizlerle paylaşıyor ve projenin ilk bölümünde gördüğümüz gibi, Supper'ın da baştan mümkün olduğu kadar kapalı tutulan hikayesi yavaş yavaş bir çiçek gibi açmaya başlıyor.

    Hazırladığı yemeklerle aşkını gösteren ve bunu bir görev gibi algılayan Mimi, yaptığı yemeklerin sevdiği erkeğin vücudunu oluşturduğunu ve kendisine geri döndüğünü düşünüyor. Yemeğe koyduğu tuzun, sevdiği erkekle sevişirken tere dönüştüğüne inanıyor. Bir bakıma, sevgilisinin hayati fonksiyonlarını sağlayan yemekleri hazırlıyor ve bu yemeklerin de ona aşk olarak geri döndüğünü farzediyor; plastik, cam, alüminyum çöplerle ilgili, kendi kendine koyduğu geri dönüşüm kurallarında olduğu gibi...

    Aşkı, acıma duygusunun ete kemiğe bürünmüş hali olarak gören Mimi parmağındaki alyansa rağmen Kou ile birlikte oluyor ve onu kullandığını, Kou'nun da kendisini kullandığını ifade etmekten gocunmuyor. Hayatında yeni bir başlangıç arayan Mimi pişmanlığını çorbadaki harflere yansıtırken belki de kendisine acınmasını istiyor. Kou'nun açmadığı telefon, kadının aklında binlerce felaket teorisine sebebiyet verirken aslında aydınlanmasına yol açıyor: Mimi her kadın gibi takdir edilmeyi ve bir erkeğin gözündeki "tek" olabilmeyi istiyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi