• Mirai Shounen Conan - İnceleme



    2008 yılında süpermanyetik silahlar dünya nüfusunun yarısını bir anda yok etmiş, dünya kendi ekseninden kaymış ve beş kıta denizler altına gömülmüştür. Bu felaketten kaçmaya çalışırken yeryüzünden havalanan bir uzay mekiğinin ıssız bir adaya düşmesinin üzerinden 20 yıl geçmiştir. Mürettebattan geriye yalnızca Conan adında bir çocuk ve onun dedesi kalmıştır.

    Conan günün birinde sahilde baygın yatan küçük bir kız çocuğu görür. Yıllarca dedesiyle aynı adada yaşamış yabani Conan'ın hayatı, medeniyetten gelmiş Lana adındaki bu kızın kısa bir süre sonra medeniyeti de yanında getirmesiyle tamamen değişecektir.



    Keiji Hayakawa ve Lupin the Third'de birlikte çalıştığı Isao Takahata ile tüm bölümlerde yönetmen koltuğunda oturmuş Hayao Miyazaki'nin iş birliğinden ortaya çıkmış, 26 bölümlük bir seri Mirai Shounen Conan. Günümüze kadar birçok animede yönetmen olarak çalışmış, bu sanat dalına kendince bir yön vermeyi başarmış, ardından gelenlere ışık tutmuş ve dünya çapında en çok tanınan anime yönetmeni unvanına sahip olmuş Miyazaki içinse 1978 tarihli serinin başka bir önemi bulunmakta: Mirai Shounen Conan, Hayao Miyazaki'nin her bölümünü yönettiği ilk seri.

    Dolayısıyla Mirai Shounen Conan'ın her bölümü, her karesi, her anı takip eden yıllarda Ghibli filmlerinde de karşımıza çıkacak birçok anlatım ve animasyon tekniğinin tohumlarını atıyor. Fakat serinin başka bir alanda daha ilk olma vasfı mevcut ki, anime tarihi göz önüne alındığında bu vasıf, Miyazaki'nin kariyerini bile arkada bırakan bir özellik olarak sivriliyor:
    Mirai Shounen Conan ilk steampunk anime.

    Geleceği ve geçmişi harmanlayarak ortaya çıkan melezliği anlatının geçtiği şimdiki zaman akışında sunmayı benimseyen ve bu sayede arada kalmışlık duygusunu yoğunlaştıran bir bilim kurgu türü olan steampunk, Mirai Shounen Conan'ın sinopsiste belirtilen post-apokaliptik dünyasını betimlemek ve sanayileşme karşıtı söylemini desteklemek için ideal bir yöntem. Conan'ın kendisine doğru gelen roketlere elinde tuttuğu zıpkınla karşı koymaya çalışması ya da bir yelkenli gemiyle bir uçan cismin aynı kare içinde görünmeleri serinin göstermek ve adeta alay etmek istediği tezatları bariz kılarak, insanlar tarafından daha yeni yok edilmiş ve tekrar ayağa kalkmaya çalışan bir dünyanın trajik halini komik ve eğlenceli bir dille gözler önüne seriyor.



    Serinin arada kalmışlık duygusunu aktarırken kullandığı, sayıca bir hayli fazla olan alt hikayelerinden biri de başkarakter Conan'ın bu yeni dünyadaki yeni yaşamları deneyimlemesi. Kendi yaşadığı adadan ayrılıp başka bir adaya gelen ve bu adada ilk arkadaşını bulan Conan önce geleceğin kenti olan Industria'ya, sonraysa geçmişi hatırlatan High Harbor'a gider. Bir bakıma, içinde yaşadığı zamanı deneyimleyen bu küçük çocuğun gözlerinden 2008'deki felakete sebep olan (geçmiş), maruz kalan (şimdiki zaman) ve bu felaketten çıkar sağlamaya çalışan (gelecek) insanların durumları yansıtılır.

    Fena halde yerilen sanayileşme açlığı, seri boyunca pek çok noktada karşımıza çıkar. Bunlardan en keskini ise Kaptan Dyce'ın High Harbor sahilinde denizden çıkardığı robottur. Robotun denizden çıkartılıp adaya konduğu andan itibaren, 20 yıldır çiftçilik ve hayvancılıkla ayakta durmuş High Harbor'un dengesi bir anda bozulur. Silah olarak taş, sopa, mızrak gibi ilkel araçların kullanıldığı ve barışın hüküm sürdüğü High Harbor robotun adımını atmasıyla birlikte denizden top atışına maruz kalır. Bir kez daha zamanda ileriye gidilmiştir.

    Albert Einstein'ın meşhur sözüne atıfta bulunan Mirai Shounen Conan, suni bir 4. Dünya Savaşı yaratır ve başkarakterini her yanından ağır toplar çıkan, muazzam güçte ve devasa boyutlardaki mekanik bir güveye karşı zıpkınla savaştırır. Bu mücadele her ne kadar absürt görünse de felaketin ardından oluşan, adalardan ibaret bu yeni dünyada doğmuş Conan'ın simgelediği görevi hatırlatmak için oldukça etkileyicidir. Conan geçmişin hatalarının tekrar edilmemesini sağlayan, şimdiki zamanın devamlılığını koruyan ve barış dolu bir geleceği müjdeleyen ilk insandır.

    Deprem ve tsunami gibi Japonya'nın asırlardır yaşadığı doğal afetleri sıkça tekrarlayan Mirai Shounen Conan'ı Miyazaki'nin o yıllarda ana vatanına yaptığı bir uyarı olarak da okumak mümkün lakin ustanın günümüze kadar fire vermeden sürdürdüğü başarı göz önüne alındığında, hiçbir karakterine soyadı vermeyen Mirai Shounen Conan'ın da zamandan, mekandan, ırktan, dilden, dinden vb. bağımsız olduğu ve bu sayede ölümsüz bir esere dönüştüğü görülebilir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi