• Jinrui wa Suitai Shimashita - 01



    Her sezon... ama her sezon illa bir tane kafadan çatlak bir yapım görmeliyim. Fakat bu delilik asla itici olmamalı, kendini çabucak sevdirecek kadar özgün olmalı. Ya animasyonundaki bir pikselde daha önce hiç denenmemiş bir renk barındırmalı ya konusu akla hayale gelmeyecek kadar mantıksız olmalı ki mantık sınırlarını yok etmeli ya da tamamen üzerine kurabileceğiniz yepyeni bir karakter tanıtmalı. Aslında benim bu saydığım -meli, -malı şartlamalarını boşverin, formülleşmiş anlatım tekniklerini uygulamaması bile özgün kalması için yeterli.

    Nano.Ripe'in müziklerini, hele ki vokalist Kimiko'nun detonemsi sesini Hanasaku Iroha'dan beri seviyorum. Dolayısıyla OP'ye kadar geçen sürede rengarenk animasyonla yaratılmış pastoral atmosferi gördüğümde ve herkesin peşinden koştuğu arabulucu Watashi'den tavukları ete çevirmesi istendiğinde zaten ilgimi çeken seriye Kimiko'nun sesini duyar duymaz tav olmuştum ama sonrasındaki "delilikler" sayesinde tertemiz bir nefes aldığımı hissettim.

    BM Arabulucusu olan Watashi'nin görevi, tükenmekte olan insan neslinin bulunduğu dünyadaki asıl iktidara sahip olan perilerle insanlar arasında arabuluculuk yapmaktır. Bu iş için en kolay yerin kendi kasabası olduğunu düşündüğü için memleketine geri döner.

    En baştan söylemek gerek ki Watashi nefis bir karakter. Küçük ve içine kapalı bir aileye benzeyen kasabasından vakti zamanında çıkıp dünyayı görmüş, kültürlü, bilgili ve belli ki bu aileye saplanıp kalmamış bir karakter. Onun, tekrar geri dönüp içinde yaşamaya başladığı topluma karşı yaklaşımı gerçekten görülmeye değer. Ağıldan kaçan tavuklar hakkında yapılan toplantıdan sonraki çıkarımları şahane. Ortaya ilk atılan fikri şiddetle reddeden ve 10 küsür saat konuştuktan sonra aynı fikri alkışlarla destekleyen kasaba halkının içinde Watashi resmen kafayı yemek üzere. Fakat onun da aklına mukayyet olmak için kendine göre yöntemleri var. Kafası olmayan ve ortada koşturan tavuğu gören kızları manipüle ediş şekli son derece eğlenceli ve komik.

    Bölümün üçte ikisinde Watashi'nin geliştirilen harika karakterinden sonra, bölüm içinde konserve yemekler aracılığıyla ufaktan değinilmiş FairyCo'ya sıra geliyor. Watashi ve ekibi yalnızca tek bir insanın çalıştığı (o da sadece danışma) 200 yıllık bir gıda üretim fabrikasına adım atıyor. Burada üretilen gıdalara kesinlikle insan eli değmiyor, her şey otomatik (mesajı da hemen verdik). Sentetik gıdaları tanıtan ve aslında havuç suyundan elde edilmiş robot bir ekmeğin (hahahaha :D) açık sözlü tanıtımından sonra intihar etmesiyle bölüm sonlanıyor.

    Serinin, hem bu delilik seviyesindeki absürt tutumuyla donattığı atmosfer hem de geçmişi çağrıştıran köy yaşantısıyla avangart bir şekilde dizayn edilmiş modern fabrikayı bu atmosferde harmanlaması takdire şayan. Feci kanlı bir şekilde intihar eden ekmek gibi trajikomik sahnelerle nefis bir kara mizah örneği olma ihtimali çok yüksek. Kesinlikle takip edeceğim.

    1 Görüş:

    1. Sonunda bu seri hakkında birileri iyi bir şeyler söylemiş. Beğenmeyen beğenmeyene nedir bu bizim anime severlerimizin hali bilmiyorum. Bleach Narutodan gına gelmedi mi yada liseli çocukların sevişgenliklerinden Dünyayı harmanyalayıp sulandırıp bulandırıp kurtarmalarından... Böyle absürt ama ilgi çekiciliği hat safhada bir seriye başladığım için ne kadar mesutum anlatamam... 1. bölüm garipti ama 2. bölüm devamını getirmede gecikmedi.

      Ekmek faciasını ise asla unutamam haha ne şoke olup, gülmüştüm.

      Devam etmekte ısrarlıyım, harika bir seri, tavsiye edilir hatta yolunu bulsam izleminmesine mecbur bırakırdım.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi