• Arcana Famiglia - 01



    Akdeniz'deki küçük bir adayı korsanlardan, diğer ülkelerden ve başka tehditlerden koruyan Arcana Ailesi'nin yeni veliahtı, Papa Ailesi'nin tek kızı olan Felicita ile evlenecektir. Bu veliahtın kim olacağına ise Felicita'nın da katılacağı yarışmalarda karar verilecektir.

    Harem veya reverse harem... hiç fark etmez, hepsinde (hadi istisnaları bu seferlik görmezden gelmeyelim) aynı mide bulandırıcı tutum var: Harem serilerde tek bir oğlanın etrafına kondurulmuş milyon tane cariye, "hmm, ondan mı yesem yoksa bundan mı" diye kararsızlık içinde kalan oğlanın uzun uzun baktığı bir kavanozdaki şekerleri andırırlar. Reverse harem serilerde ise durum daha feci. Bu kez kararsızlık içinde kalıp kavanoza bakan bir kız bile olmaz. Oğlanların savaşıp "elde edecekleri" tek bir şeker olur. Ama yine de o şekerin mutlak bir üstünlüğü yoktur.

    Arcana Famiglia, mafyavari bir aile bünyesinde özetle bu kadar pasif bırakılmış bir kız için yapılacak yarışmayla açılıyor. Düellolarla Felicita'yı kimin alacağına karar verilecek yarışmaya Felicita'nın da katılabilecek olması bir nebze de olsa karakteri aktif bir forma sokuyor ama yine de diğer düellocuların insafına kalmış bir şekercik olmaktan öteye gidemiyor. Ailenin babası Mondo'nun yarışmayı ilan edişinin hemen ardından bir delikanlı "şekerini" korumak için ortaya atılıyor, diğer bir tanesi "merak etme, kazanırsam seninle evlenmem" diyerek cömert bir bağışlayıcılık (!) gösteriyor. Felicita ise kendisine karşı gösterilen bu meta tutumuna karşı gıkını bile çıkarmıyor hatta içten içe bundan hoşlanıyor.

    Eh, yani! Her biri farklı silahlar kullanan ve farklı güçlere sahip bu oğlanlardan oluşturulmuş kadroda Felicita'nın kendini naza çekmeye, seçim yapmaya bile hakkı yok. Kutsal Kase misali orada duruyor ve kurtarıcısı tarafından alınmayı bekliyor. Yani reverse harem bile olsa Felicita'nın haremi yok, haremin Felicita'sı var.

    Elbette annesinin çaktırmadan verdiği gazı alıp Felicita da bu yarışmayı kazanabilir. Büyük ihtimalle de kazanmaya çok yaklaşacaktır ama bu kadar pasifleştirilmiş bir karakterin kendi özgürlüğünü kazanmak için aşması gereken yolu asla tek başına yürümesine izin verilmeyecektir.

    5 Görüş:

    1. seyirlik açısından ne nersin, takip etmeye değermi sence?

      YanıtlaSil
    2. Yazdıklarımdan sonra... sence?

      YanıtlaSil
    3. Bunu dile getirerek ne iyi etmişsin...
      Reverse harem serileri artık durumu biraz fazla abartmıyorlar mı? Sadece bunları izleyen çirkin ya da sıradan kızlarımız da bir gün 3-5 yakışıklıyı elde edilebilir ümidini verip zedelenen egolarını tatmin etmek amacıyla yapılmış şeyler ama bir o kadar da kadar aşağılayıcı. Ataerkil zihniyet bari dişilere yönelik animelerde, dizilerde, kurgularda karşımıza çıkmasın. Yeter!

      YanıtlaSil
    4. Japon kültüründe olan bir durum bu. En azından kadınların da sosyal yaşamda yeni yeni yer almalarıyla bakış açısı biraz değişmeye başladı ama genel olarak kadına sadece yatakta ve mutfakta görünen bir yardımcı insan gözüyle bakılıyor. Aslında harem serileri tamamen hayal ürünü olarak görüyorum. Yani, gerçekçi olalım; hiçbir toplumda erkeğin peşinde onlarca kadın olmaz, kadının peşinde onlarca erkek olur. Arcana Famiglia'daki durum da böyle ama harem serilerde erkek bu durumdan faydalanırken Felicita eksik olmasın neredeyse erkeklere şükredecek kadar pasif tutulmuş. Neyse, belki ilerki bölümlerde biraz varlık gösterir de 12 bölüm daha çekilebilir bir hale gelir.

      YanıtlaSil
    5. ben seriyi sevdim, daha doğrusu çizimleri sevdim, ayrıca karakterlerin özellikleri de oldukça ilgimi çekti umarım üzerine daha fazla düşerler ve ilk 3 dakikada gördüğüm gereksiz giysi parçalanmalarını bir daha görmem

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi