• Ödüllü Yarışma!


    anime

    Haziran ayı içinde blogda düzenlenen yarışmada kazanan belli oldu! Bir kişinin katılması sebebiyle sonuçların 15 Temmuz'da açıklanmasına gerek kalmadı. Mononoke Hime filmi üzerine yazdığı incelemeyle theprestige isimli arkadaşımız Susan J. Napier'in "Anime Akira'dan Howl'ın Hareketli Şatosuna" kitabını kazandı. Kendisini bir kez daha tebrik ediyor, güzel günlerde okumasını diliyoruz. İncelemeyi aşağıda okuyabilirsiniz.


    MONONOKE HİME

    Studio Ghibli, sinema sektöründe animasyona da değer veren her izleyicinin iyi bildiği bir firma olmakla birlikte animasyon dünyasına hediye ettiği bir hazine olan Prenses Mononoke ise bu konuda ne kadar haklı olduğumuzu kantlıyor.

    Bir çok mükemmel eserini tek tek anlatmakla bitiremeyecek olsamda Prenses Mononoke’den biraz bahsetmek istiyorum.

    Film 1997 de Japonya da Mononoke Hime orijinal adı ile yayınlanmış ve büyük ilgi görmüştür. Ardından 1999 yılında Amerika Birleşik Devletlerin de İngilizce dublajlı hali ile yayınlanmıştır. İngilizce dublajının çok daha iyi olduğunu söylemek mümkün olsa da ben Türkçe dublajlı hali ile anlatmak istedim.

    Ashitaka isimli genç prens yaşadığı topraklardan sürgün edilmiş ve unutulmuş bir kabilenin lideridir. Birgün bir sorun olduğunu fark eden Ashitake ve köyün bilgesi durumla ilgilenmek üzere işe koyulurlar. Ashitaka köyün dışında ne olduğunu bilmediği bir varlığın köye yaklaştığını görünce köyünü korumak için onunla girdiği savaşta onu yener ancak yaratık Ashitaka’yı ölümcül bir şekilde yaralamıştır. Yaranın zaman içinde ilerleyip kendisini öldüreceğini öğrenen Ashitaka bir çözüm ümidi ile Ormanın Ruhu’nu bulmak üzere yola koyulur.

    Bu yolculuk sırasında batıda olan bitenleri yavaş yavaş öğrenmeye başlayan Ashitaka kendisini birbiriyle savaşan insanlar ve insanlarla savaşan hayvanların ortasında bulur. Her tarafın kendince haklı olduğu bu savaşların ortasında kimin ne kadar dost olduğunu bilemeyen Ashitaka yalnızca herkese yardım etmek ve Ormanın Ruhu’nu bulmakla uğraşmaktadır. Yolculuğu sırasında tanıştığı Prenses Hime yakınlardaki Demirköy denilen köy sakinleri tarafından Kurt Kız olarak bilinmekte ve birbirleri ile savaşmaktadır. Daha sonra Demirköy de Lady Eboshi ile tanışan Ashitaka yavaş yavaş savaşın odak noktasında kalmaya başlar.

    Bu entrikaların gölgesinde gelişen savaş koptuğunda artık herşey Ashitaka’nın çabasına bağlıdır ve Ashitaka için yapılacak çok iş vardır.

    Film bir çok açıdan kötülerin kaybedip iyilerin kazandığı basit bir Hollywood yapımını andırsa da işleniş ve müzikler temayı mükemmelleştirmiştir. Kimin iyi kimin kötü olduğuna karar vermekte güçlük çeken Ashitaka’nın yalnızca iyi ve doğru olduğuna inandığı şeyleri yapması iyi-kötü çarpışmasını değişik bir bakış açısı ile anlatma olanağı sağlamış ve Hayao Miyazaki de bu aşamada tüm hünerlerini göstermiştir.

    Konunun bir çok farklı ögeyi hikayeye sıkıştırdığını düşünmek de mümkün, zîra en dikkat çeken ögelerden biriside kadın-erkek dengesidir. Bir çok yapımda gerçekçi olunup ezilen kadın ile ezen erkek tablosu oluşturulsada bu yapımda Demirköydeki feminizm hissi yaratan yaşayış biçimine ek olarak kurt kabilesinin liderinin de dişi bir kurt olduğunu görülüyor.

    Basit bir konuyu müthiş bir yetenekle buluşturduktan sonra bunu japon müzik dünyasının uluslar arası alanda başarılı isimlerinden Joe Hisaishi’nin besteleri ile de harmanlayınca Prenses Mononoke için "Müthiş bir yapım." dememek mümkün değil. Hisaishi arasında Oscar ödülü alan eserlerinde bulunduğu bir çok eserin müziklerini yapmış ve burada da bizi hikayenin içine çeken, filmi izlerken ne olduğunu anlayamadan kendimizi filmi yaşarcasına hissderken bulmamıza yetecek derecede güzel besteler kullanmış.

    Prenses Mononoke New York Post’un da dediği gibi "Anime dünyasının Star Wars’ı" olacak kadar iyi bir yapım.
    theprestige

    Katılım Şartı:
    • Studio Ghibli filmlerinden birinin (film listesi için tıklayın) sizin tarafınızdan bu yarışma için yazılan incelemesini 30.06.2012 - 23:59 tarihine kadar animedyum@gmail.com adresine göndermeniz yeterli.
    • İnternet üzerinde bulunabilen yazıları -daha önce sizin tarafınızdan yazılmış olsalar bile- maalesef kabul etmeyeceğiz.
    • Birden fazla film için inceleme gönderebilirsiniz.
    İnceleme Formatı:
    • 12 punto ve Times New Roman kullanılarak yazılacak inceleme en az 1 (bir) tam Word sayfası uzunluğunda olmalıdır.
    Ödül:
    • Susan J. Napier'in "Anime Akira'dan Howl'ın Hareketli Şatosuna" isimli kitabı.
    • Kitapla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
    Kazananın Belirlenmesi:
    • 3 (üç) kişi tarafından değerlendirilecek incelemelerin her biri ayrı ayrı puanlandırılacak, ortalaması en yüksek olan incelemenin yazarı ödülü kazanacaktır.
    • Yarışmayı kazanan 15.07.2012 tarihinde blogda açıklanacaktır.
    • Tüm katılımcıların incelemeleri yarışma bitimiyle blogda yayınlanacaktır.
    Soru ve Görüşleriniz için:

    Herkese başarılar!

    4 Görüş:

    1. 30 Haziran için teşekkürler :) 24'ünden 30'una yeterince zaman var :D

      YanıtlaSil
    2. Aslında ilk defa denediğim bir şeydi inceleme, nasıl olduğunu öğrenmek istemiştim ama ne yapalım :D E yorum yapın bari biraz nasıl olmuş?

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi