• Genshiken



    Anime izleyen herkesin az çok kulağına çalınmış, kimisinin özendiği, kimisinin nefret ettiği ama herkesin ucundan kıyısından da olsa bir fikir sahibi olduğu otakuları ve onların gündelik yaşamlarını izlemek isteyenler 24 bölüm + 3 OVA'dan ibaret Genshiken'in iki sezonuna şöyle buyursunlar.

    Üniversiteye yeni başlayan Sasahara'nın, ilk gün deneyimsizliği ve serinin ilerleyen bölümlerinde başka karakterlerde de defaatle göreceğimiz otaku çekingenliği yüzünden anime ve manga kulüplerine katılıp katılmama konusundaki tereddüdünü izleyerek başlıyoruz. Sosyalleşmenin ilk adımı olan temasın gerektirdiği cesaretten çok uzak olan Sasahara kabuğunu kırmak için minyatür teşebbüsler gösterse de aradığını bambaşka bir kulüpte, modern görsel kültür çalışmaları yapan Genshiken'de buluyor.


    Elbette, katıksız otakulardan müteşekkil Genshiken'de herhangi bir konu üzerinde çalışma yapıldığı falan yok. Kulüp üyelerinin tek ortak faaliyeti, orta okul çağındaki kızların ve tek bir oğlanın bulunduğu, doğal olarak bir haremi andıran animeyi (Kujibiki Unbalance) izleyip üzerine tek cümlelik yorumlar yapmaktan ibaret. Bu animenin başına oturulmadığında herkes eline aldığı mangalarla kabuğuna çekiliyor ve kendisini dış dünyadan güvenle soyutladığı kulüp odasında korunma fırsatı yakalıyor... ta ki gruptaki bir otakunun, tüm bu otaku dünyasından ölümüne nefret eden kız arkadaşı Kasukabe kapıdan girene kadar.

    İlk sezon boyunca Kasukabe sayesinde sıkça anti-otaku bakış açısına yer veren anime, büyük çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu bu yaşam tarzını cinsellik ve sosyallik gibi temalarla işliyor. Beğenilerini, ilgilerini, hobilerini üniversitede okumalarına rağmen kendilerine güvenerek dile getiremeyen erkek otakular hem kabuklarını terk ederek sokağa çıktıklarında hem de karşı cinsle temas kurmak zorunda kaldıklarında özgüven eksikliği yüzünden siniyor, bir an önce emniyetli sığınaklarına (kulüp odası ve/veya yalnızlık) geri dönmek istiyorlar.


    Birinci sezonun tamamına yakınını Kasukabe'nin kabuk kırma seansı şeklinde geçiren anime ikinci sezonunda ise daha faal, daha sosyal ve daha girişken, dolayısıyla daha olgunlaşmış karakterlerini yavaş yavaş tek başlarına kalmak zorunda olacakları birey hayatına hazırlıyor. Kulüp üyeleri birer birer mezun olup iş arama sürecine girer ve hayal kırıklığıyla kulüp odasına sığınmaya devam ederlerken OVA bölümlerde gruba dahil olan genç Ogiue sayesindeyse ilk sezondaki cinsel bakış açısı tersine çevriliyor.

    Asi bir genç kız ve otakulardan nefret eden bir otaku olan Ogiue aracılığıyla Kasukabe gibi dışarıdan bir göz kullanmak yerine bu kez tamamen içeriden yapılmış bir öz eleştiriye yönelen seri, belli başlı otaku klişelerine daha fazla yer vermeye başlıyor. Destursuz bir karamsarlık örneği olan "İkinci sezonu geliyormuş, umarım batırmazlar" gibi ve benzeri otaku aforizmalarını bazen satır aralarında, bazen de Ogiue'nin cinsel fantezilerinde dile getiren seri, otakuların hayatlarına tuttuğu aynanın çifte izdüşümünü her iki sezonunda da nakletmeyi başarıyor.

    Çağrışım yapmaya çok müsait Welcome to the N.H.K ile olan benzerliği sadece sözde kalan Genshiken ikinci sezonunun ortasına kadar sürdürdüğü gözlemci tavrı ise kapanışına çok az kala iyimserliğe kaydırarak tarafsızlığını kaybediyor. Zemini hazırlanmamış bir ilişkinin tohumları alelacele serpiştirilirken son ana sıkıştırılmış müjdeli haber postası eninde sonunda tüm otakuların denemekten vazgeçmedikleri sürece sosyalleşeceklerini ve sistem içinde kendilerine bir yer bulabileceklerini öğütlüyor... büyük bir aşkla ve tutkuyla bağlandıkları otaku yaşamlarını hobi olarak sürdürmelerine izin vererek.

    3 Görüş:

    1. Uzun zamandır bekleme istemde olan bu animeyi, bu yazı sayesinde izlemeye başladım. Hatta bir ara 2. sezonunu da çevirir miyim diye niyetlendiysem de astarının yüzünden pahalı olduğunu anladım. :D

      YanıtlaSil
    2. Özellikle 2. sezon iyice otaku terminolojisi kullanıyor. Çevirecek olana kolay gelsin :)

      YanıtlaSil
    3. 3. Sezon yolda. Haydi hayırlısı :D

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi