• Uchuu Kyoudai - 02



    Space Brothers minimum 48 bölüm sürecek bir anime için oldukça hızlı ilerliyor. Aslında ikinci bölüm de ilk bölüm gibi ağır bir tempoda, uzun diyaloglarla ve Mutta'nın biraz sıkıcı monologlarıyla geçiyor ama seride anlatılan zamanda 3 haftalık, 1,5 aylık inanılmaz atlamalar yaşanıyor. Dolayısıyla bu "en az" 48 bölümü nasıl dolduracaklarını daha da merak etmeye başladım. Kardeşler belli ki hedeflerine ulaşacaklar ama görünüşe göre anime bununla yetinmeyecek.

    Sınavlarla boğuşan Mutta kısa süreli bir kabullenme safhasına girince soluğu küçüklüğünden beri tanıdığı Sharon'ın yanında alıyor. Kendi adını verdiği bir teleskobu bulunan bu kadın belli ki iki kardeşin çocukluk yıllarındaki akıl hocası. Seride gidişat tam oturana dek daha sıkça göreceğimiz flashbackler sayesinde Mutta'nın karakterine daha fazla odaklanma şansı yakalıyoruz. Enstrümanlar arasında çalması en zor olanı seçen Mutta eskiden beri boyundan büyük lokmaları gözüne kestiren bir karakter... olmuş. Fakat kardeşiyle kurduğu bu hayalden hangi arada vazgeçtiğini hala bilmiyoruz.

    Dediğim gibi bölümler değil ama seri ışık hızında ilerliyor. Yüzlerce kişinin başvurduğu sınavda seçilecek üç kişiyi daha şimdiden öğrendik. Hatta Makabe Kenji'ye ufaktan bir girizgah bile yaptık ki gelecek haftanın fragmanından anlayacağımız üzere sırada da Itou Serika var. Mutta'nın Kenji ile anında kanka olması gibi Serika'ya da anında vurulması, bu bahsettiğim hızlı temponun birer sonucu. Bu kadar süratli ilerleyen bir animenin anlatacak tonla konusu olması lazım. Mangası devam etmekte olduğuna göre sanırım filler gibi bir problem yaşanmayacak ama yine de azıcık ağırdan alsalar fena olmaz.

    O gevşek vida ile Planetes'e ufaktan yapılan göndermeyi de şimdilik hoş görüyorum... bir daha olmasın :)

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi