• Amagami SS Plus - High School DxD - Moretsu Uchuu Kaizoku - Nisemonogatari - Senhime Zesshou Symphogear




    Yeni sezonda başlayan animelerin ilk bölümlerini izledikten sonra hangilerini takip edeceğime dair izlenimlerimin yer aldığı yazıda devam sezonuyla çoktan seçmeli romantizm Amagami SS, kanlı bir fanservice olan High School DxD, yelkenler fora-kulaklara tıpa Moretsu Pirates, bir pişmanlık öyküsü Nisemonogatari, bir acayip müzikal Senhime Zesshou Symphogear serilerine yer veriyorum.

    Amagami SS Plus

    İlk sezonda tam bir Dating Sim gibi ilerleyip farklı kızlar arasında bir o yana bir bu yana sallanan Tachibana Jun'ichi bayağı serpilmiş ve kızlardan biriyle çıkmaya bile başlamış. Yanlış hatırlamıyorsam 3-4 bölümlük arclar üzerinden Jun'ichi'nin "ya şundadır ya bunda" performansını izleten ilk sezon benim pek ilgimi çekmemişti zira 1 erkek ve 5-6 kızla oluşturulan bu yapılardan hayli fazla örnek var ve oyunun kendisini değil, doğrudan mantığını animeye uyarlamak bana cazip gelmiyor. Halbuki durum tam tersi olsa, yani 1 kızın parmağında oynattığı 5-6 erkek olsa hem daha gerçekçi olur (e yani :D) hem de bir yenilik yapılmış olur. Amagami kötü bir seri asla değil ama "ben bunu izlemiştim" hissiyatından fazla uzaklaşabilen bir seri de değil.

    High School DxD

    İlk randevusunda bir kız tarafından öldürülen beyinsiz, seks düşkünü, 10. sınıf öğrencisi Hyoudou Issei etrafında şekillenen hikayede, Issei bir iblis olarak dirilmiştir ve o günden sonra üst seviye bir iblis ve okulun en güzel kızı olan Rias Gremori'ye hizmet etmektedir. Şualarla sansürlenen ecchilerin aksine daha ilk bölümden çok cesur bir şekilde çıplaklık gösteren High School DxD yeni sezonda en çok fanservice sunacak anime gibi görünüyor. Hormonları tarafından ele geçirilmiş Issei'nin ölürken bile söyledikleri ve Issei'nin yancılarının ufak da olsa aldıkları sürelerde yaptıkları, seriye orta seviye bir mizah katmış. Bol kanlı cinayet sahnelerle ve hızla çıkan asansörün durduğunda sallandığı gibi sallanan iri göğüslerle bana geçen seneki Freezing'i hatırlatan High School DxD hiç değilse Freezing gibi kendine ciddiye alan bir yapım havası uyandırmıyor. Neyse, sonuçta benim takip etmeyeceğim kesin ama ecchi severler için iyi bir anime olabilir.

    Moretsu Uchuu Kaizoku
    [Moretsu Pirates]

    Marika, Uminoakeboshi adındaki uzak bir galakside yaşamakta olan bir lise öğrencisidir. Yakın zamanda vefat etmiş babasının Bentenmaru adındaki bir korsan gemisine bir zamanlar kaptanlık ettiğini öğrenir. Daha önemlisi, kaptanın yerine geçebilecek tek kişi onun neslinden gelmelidir. Geminin kaptanı olma sırası Marika'nındır. Öhöm... Nasıl ki bazı animeleri izlemek için OP/ED bile yeterliyse bazılarını da izlememek için bunlar yeterli olabilir. İnanılmaz derecede felaket (ama öyle böyle değil) bir OP ile başlayan açılış bölümünde hemen "bitse de silsem" moduna girmişken bir de hayli çocuksu atmosferin ve vasat animasyonun takibiyle seriden iyice soğudum. Gerçi hiç ısınmamıştım ama vesileyle iyice buz kesmiş oldum. Sınıfta kızın oturacağı sırayı 1 saniyede parmakla göstermek varken 5 saniyede bilgisayardan tuşlayıp oraya bir ok kondurma faslıyla iyice katılaşmışken finaldeki karambol ümitlerimi bir parça ısıttı diyebilirim. 26 bölüm sürecek serinin nasıl bir rota izleyeceği az buçuk belli gibi: Kızımız kaptan olduktan sonra uzayda o hazine senin, bu ganimet benim turlayacak ve elbette ki bir(kaç) azılı düşmana karşı mücadele edecek, eh sonunda da kazanacak. Tabii önemli olan Satelight firmasının bu süreci nasıl idare edeceği. Kendi adıma biraz bekleyip sonra görmek en mantıklısı.

    Nisemonogatari

    Bakemonogatari'nin devamı. Bir defasında Hitagi'yi kandırmış olan kara büyücü Kaiki Deishu kasabaya geri döner ve Nadeko'yu daha önce lanetlemiş büyüyü ortalığa yayar. Koyomi kardeşler Karen ve Tsukihi, Deishu'yu yakalamaya çalışırlar ama...
    Ama falan da bölümün OP'ye kadar olan kısmını izledim ve kapattım. En yakın zamanda Bakemonogatari'yi izlemem gerektiğini anladım. Eğer çabucak yetişebilirsem haftalık yazmak isteyeceğim türden bir anime, orası kesin.

    Senhime Zesshou Symphogear
    [Senki Zesshou Symphogear]

    "Tasarlanmış Atipik Felaket: Gürültü" adı verilen gizemli canavarlar, insanları tehdit etmektedir. "Zwei Wing" adındaki popüler bir vokal çifti olan Tsubasa ve Kanade yeni "Symphogear" silahını kuşanır ve dünyayı kurtarmak uğruna Gürültü'ye karşı savaşırlar. Hayli ilginç bir açılış bölümü... Açıkçası böylesi bir J-pop müzikali beklemiyordum ve nasıl bir tepki vereceğimi bilemedim. Bölümde hem hoşuma giden hem de burun kıvırdığım bir animasyon mevcut. CGI ile klasik çizimin neredeyse çorbaya dönüştüğü sahnelerin yanında CGI'ın veya klasik çizimin ön plana çıktığı sahneleri de izlemek mümkün. Canavarlara karşı şarkı söyleyerek savaşma fikri bana pek inandırıcı gelmiyor şimdilik ama eminim konunun altını biraz daha besleyerek hikayeyi genişletecekler. Bir de açılış bölümü içindeki ani gelişme (spoiler olmasın) Ga-Rei Zero'yu, şarkı söyleyerek savaşma fikri Macross Frontier'i andırmadı değil. Ayrıca bazı bloglarda Evangelion benzetmesi yapılmış ama ben o kadar ileri gitme taraftarı değilim. Symphogear ilginç bir seri de olabilir, fena da çuvallayabilir. 2. ve hatta 3. bölümleri görmek gerek.

    1 Görüş:

    1. Blog çok güzel sürekli takip ediyorum , yazı içinde elinize sağlık :)

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi