• Kill Me Baby - Natsume Yuujinchou Shi - Recorder to Randoseru - Rinne no Lagrange - Shin Tennis no Ouji-sama



    Yeni sezonda başlayan animelerin ilk bölümlerini izledikten sonra hangilerini takip edeceğime dair izlenimlerimin yer aldığı yazıda bir diğer J.C. Staff araklaması olan Kill Me Baby, ben izlemedikçe yeni sezonları çıkmaya devam eden Natsume Yuujinchou Shi, göz açıp kapayıncaya kadar biten Recorder to Randoseru, telaşlı anlatımıyla Rinne no Lagrange ve bir tenis fantezisi olan Shin Tennis no Ouji-sama serilerine yer veriyorum.


    Kill Me Baby

    J.C. Staff'ın bir özentiliği daha. Geçen yılın sonbahar sezonunda biten Nichijou'nun skeçlere ve uçuk kaçık karakterlere dayalı formatını aynen kopyalayarak Kill Me Baby diye bir anime yaratmakta sakınca görmemişler. Elbette ki bu 2-3 dakikalık skeçlerden oluşan bölüm formatı sadece Nichijou'ya ait değil ama aynı Gosick'i taklit eden Kamisama no Memo-chou'da olduğu gibi Kill Me Baby'de de Nichijou'dan pek çok özelliği görmek mümkün. Yakın çekim planlar, uzun süren sessizlikler, ani çıkışlar bana fazlasıyla Nichijou'yu hatırlattı. Hiç değilse Nichijou'nun animasyonunda kendine has bir hava yakalanmıştı. Kill Me Baby ise pek çok J.C. Staff animesinde görülen çizim tarzını ve renk paletini tercih etmiş hayli sıradan bir güldürü. Çok kötü değil ama sonuçta Hidan No Aria ve Yumekui Merry'nin senaristi tarafından yazılıp J.C. Staff tarafından işleniyor. Arada bir - o da zaman geçsin diye - bakmayı düşünüyorum, en azından ED hatrına izlenebilir ama yazmaya değmez.

    Natsume Yuujinchou Shi

    Hmm... yok sanmıyorum. Ben hala bu kadar kendini tekrar eden bir serinin neyini izlemem gerektiğini bilemiyorum. Hayranları keyfini çıkarsınlar, ben almayayım.


    Recorder to Randoseru

    Miyagawa Atsushi ve ablası Miyagawa Atsumi etrafında şekillenen hikayede, bir yetişkin gibi görünen Atsushi 1.80 boyundadır ama aslında ilkokula gitmektedir. Atsumi 1.37'lik boyuyla küçük bir kız çocuğunu andırmaktadır ama işin aslı bir lise öğrencisidir. Bölümün 3 dakika sürmesi biraz sürpriz oldu, ben ciddi ciddi uzun soluklu bir anime bekliyordum. İkinci bölüm de 3 dakika mı sürecek bilmiyorum ama "haftada 3 dakika" kimsenin dişinin kovuğuna bile yetmez sanırım. Gerçi şu teşhir faslındaki espriler komikti ama dediğim gibi bu kadar kısa sürecek bir animeyi haftalık izlemek büyük hata olur: Ben yokum.

    Rinne no Lagrange
    [Flower Declaration of Your Heart]

    Henüz reşit olmayan kızın önce mayolu halini, sonra kuzeni tarafından ifşa edilmiş donunu, nihayetinde ise duş alırken sansürün yasallaştırılmış pozuyla durduğu çırılçıplak halini gösterip kafada bayağı sağlam bir "lan?!" uyandıran Rinne no Lagrange robot tasarımlarını Nissan, original work'ü Production I.G. üstlenmesine rağmen ilk bölümden pek tat vermeyen bir yapım (görseller ön gösterimden oldukları için leş bir kalitedeler). Fakat hemen de kestirip atmanın gereği yok bana kalırsa zira senarist Darker Than Black'ten, yönetmen Heroic Age'den geliyor. Gerçi bölümün biter bitmez bende uyandırdığı ilk etki bir diğer çağdaş mecha animesi olduğu yönündeydi: Kahraman 5-6 dakikalığına tanıtıldı, onu koruyan kuzeni gösterildi, kahramanın "yoldaşı" iliştirildi ve daha ilk bölümden düşman da gösterilip bir ufak dövüş de gerçekleştirildi. Senaryo belki ilerleyen dönemde çok büyük gelişmelere gebe kalacaktır ama bu aceleci anlatım tarzıyla serinin ne kadar ciddiye alınacağını bilemiyorum. En azından benim için birkaç bölüm daha gerekiyor ki 12 bölüm sürecek bir seri için bunu demek bile bir terslik olduğuna delalet.

    Shin Tennis no Ouji-sama
    [New Prince of Tennis]

    2001-2005 arasında yayınlanmış 178 bölümlük seriyi izlemediğimden dolayı hakkında hiçbir şey bilmeden ama en azından bir spor animesi beklentisiyle izlemeye başladığım bu seri için nutkum tutuldu diyebilirim. Orta okullu "çocuklar" aslında bildiğimiz üniversiteden yeni mezun gençlerden farksızlar. Davranışlarını hariç tutarsam dış görünüşleri minimum 18 gösteriyor ama bu dış görünüş olayını baz alıp bu seriye yüklenmek çok yersiz, ne de olsa alakasız profillerine rağmen çok iyi karakterler yaratmış nice animeler var. Fakat adında "Tenis" geçen bir animenin hiç değilse bu sporla bir ilişki kurabilmesini beklemek de mi çok fazla? Tenis topları (çocuğun tişörtüyle yakaladıkları) pinpon toplarından birazcık daha büyük, gerçek tenis toplarından hayli küçük. Sapır saçma vuruşların değil bu sporla, fizik kanunlarıyla alakası yok. Serinin de zaten sporla falan alakası yok, işin sosu olmuş tenis. Shounen ve Spor etiketleri kondurulmuş her yerde bu anime için ama kimseyi kandırmanın alemi yok, düpedüz ve hem de son derece yavan bir shounenmiş ya bu seri... Üstelik felaket de bir animasyonu var: Araçları anladım da kapının açılmasında, kameranın sağa sola dönmesinde, raketin kenarında duran topun hareketinde, akademinin kuşbakışı gösteriminde CGI kullanmak nasıl bir tembelliktir, ne çeşit bir bütçe planlamasıdır? Taş plak devrinden kalma OP ve ED'leri ile de iyice sıvayan Shin Tennis no Ouji-Sama'yı ne haftalık ne de saniyelik takip ederim.

    2 Görüş:

    1. Yeni tenise bir bakayım dedim ve açmamla kapamam neredeyse bir oldu. Sadece o metroya giriş sahnesi bile izlememek için yeterli... Tamamen shounen ai-bishounen tarzında kız çocukları için yapmışlar. Kill Me Baby'ide UTW çıkarmış, demek ki iyidir dedim ama fena yanıldım. 5 dk zor izledim ve sildim. Diğerleri zaten izlemeye bile gerek yok. NY4 için ise daha önce 1-2-3 ü izlemek lazım :D

      YanıtlaSil
    2. Tenis için aslında başka bir yazı hazırlamıştım da ancak bu kadar yumuşatabildim. Rinne no Lagrange (ve türevlerini) izlerken nedense hep Bokurano'yu anar buluyorum kendimi. Hiçbirini sevmemek için yeterli bir ön yargı oluyor. Bakalım, belki farklı bir şey çıkar. Hep deniyorum ama Natsume ile bir türlü yıldızım barışmadı benim. Kaliteli bir yapım ama bana göre değil sanırım.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi