• Mawaru Penguin Drum - 19



    N'oluyor!!! Hayır, n'oluyor? Ben ne olduğunu söyleyeyim: Penguen bizlere beyin kanaması geçirtmeye çalışıyor. Her hafta... ama istisnasız her hafta aynı taktikle gafil avlamayı başarıyor. Her seferinde nasıl aynı zokayı yuttuğuma inanamıyorum ama bir şekilde beceriyorum. Sanki "bu bölümde kesin bir şeyler öğreneceğiz" diye saftirik bir ümitle oturuyorum başına ve sonunda anlattığı konu(lar)daki detayları geçtim, ED'yi bile değiştiriyor! Kaç oldu? Galiba 6. farklı ED idi bu haftaki...

    Serinin bir klaket aracılığıyla sıkça yaptığı gibi biz de yine geçmişe gidelim. 14. bölümde bir ruh ikizi muhabbeti dönmüştü. Himari'nin ruh ikizinin, Masako'nun kardeşi Mario olması ihtimalinden bahsetmiştim. Bayağı da yüksek bir ihtimaldi... tabii Penguen bir kez daha yaptığım tahminleri parça pinçik edene dek. Shouma sen ne ayaksın kuzum?

    Shouma ile Kanba'dan birinin (özellikle de Kanba'nın) aslında üvey evlat olabileceği bayağıdır tartışılan bir meseleydi. Tabii Penguen bunun da içine ediverdi ve Himari ile bizleri yeniden gafil avladı. Kimse "ben tahmin etmiştim" demesin, inanmam. Bu seri için "tahminlerimden biriydi" demek en doğrusu.

    Şimdi... Survival Strategy sekanslarında Kanba'nın Prenses (Himari)'i öptüğünü biliyoruz. Masako'nun da Kanba'ya olan aşkını. Hala bir parça eksik sanki ve sırf bu yüzden tahmin yapmaktan imtina ediyorum ama bir ihtimal daha var o da sevmek mi dersin? Ne diyorsun sen?! bakışlarınızı biraz daha saklayın çünkü Penguen'den bahsederken dilediğim kadar saçmalama hakkım olduğuna inanıyorum.

    Shouma ile Himari ruh ikiziydiler. Bu, kaderdi. Büyük ihtimalle Kanba ile Masako için de aynısı geçerliydi. Fakat ana-babasının isteği/zorlaması sayesinde Himari'ye aşık olan Kanba bu kaderi bozdu. Peki Shouma-Himari kaderini bozan tek kişi Kanba mıydı? Hayır. İlk bölümlerde psikopatça takılan, manyakça deneyler yapan, can sıkıcı bir kız vardı. Aynı kızı bu bölümde de gördük hani? Evet, Ringo'dan bahsediyorum. Tabuki'nin peşinde koşmaktan vazgeçtiği anda, yani Shouma'ya ilgi duymaya başladığı anda, Himari taraflı bozulmuş olan kaderin diğer tarafı da yok oldu.

    Pembiş saçlı doktorumuz Sanetoshi. Kendini büyücü gibi tanıtan bu adamın ruh ikizi ise Momoka. Momoka'nın günlüğünün yok edilmesini istiyor çünkü o günlük üzerinden Momoka'nın değiştirdiği kaderler yüzünden kendi amacına ulaşamıyor (oyunu kazanamıyor). İşin aslı Momoka ile Sanetoshi arasında bir çeşit Melek/Şeytan ilişkisi olduğunu da düşünüyorum ama yine o beyin tecavüzcüsü 12. bölüme dönmek zorunda kalacağım için hiç zorlamıyorum şansımı.

    Neyse, sonuçta herhangi bir seri için oldukça uzun bir bölüm kritiği yazmayalı bayağı oluyordu. Gerçi ne fark eder, nasıl olsa Penguen'in bir sonraki bölümünde bu dediklerimin hepsini unutup yine sanki 1. bölümü izliyormuş gibi hissedeceğim.

    4 Görüş:

    1. haha bir ihtimal daha var'a koptum :)
      diğer karmaşalara kıyasla baya bilgilendirici bir bölümdü, en azından elmanın nerden hikayeye girdiğini gördük

      YanıtlaSil
    2. O kırmızı şeyin aslında bir elma olmadığına dair de teorilerim var ama ne yeri ne de zamanı. Sağlıklı kalmak, insanlarla iletişim kurmak, sosyalleşmek için önümde kocaman 4 gün var. Galiba bu 4 günü boş bir akvaryum alıp onu izleyerek geçireceğim... Kafa hala yerine gelmedi benim.

      YanıtlaSil
    3. Yani Himari'nin kaderindeki kişi Shouma vay be ben hep Kanba ile düşünmüştüm zavallı Himari.
      Penguen bulmacasında sorular tükenmek bilmiyor.

      YanıtlaSil
    4. sıradan bir elma çıkmayacağı kesin diyesim var ama diğer yandan hiç birşeye kesin dememek gerekiğini de şu yirmi bölümde öğrendim.
      bahsedilen göndermeler de okunabilir mesela fazla boş vakitlerde (armut-piş-ağzıma-düşçülük önerisi) :)

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi