• Un-Go - 6



    Öyle ya da böyle 5 hafta boyunca bir çizgi tutturmuştu Un-Go. Neydi bu çizgi peki? Bir cinayet işlenir, Shinjuurou hemen şüphelileri sorgulamaya çeker, Inga da öldürücü soruyla cinayeti aydınlatır. Biz de bu sırada her iki karakterin ve içinde yaşadıkları dünyanın gelişim sürecini tırtıklar, verilen minimum detaylarla merakımızı canlı tutmaya çalışırız. Kısa keseyim: İşte o çizgi artık yok!

    Daha güzel bir gelişme olamaz. Aslında bu tempoya ayak uydurmuştum ve büyük bir keyifle Un-Go'nun yeni bölümünü bekliyordum ama şu anda serinin farklı bir kimliğe büründüğünü rahatlıkla söyleyebilirim. Bu kez uyarlama değil, animeye özgün bir metinle çekilen 6. bölüm, serinin çıkışını sergileyebilir. Demek ki Bones, Sakaguchi Ango'nun öykülerini kopyala&yapıştır yapmak yerine kendi başına yazdığında ortaya çok daha iyi bir sonuç çıkacakmış. E, niye en başından yapmadınız o zaman?! Neyse, geç olsun güç olmasın. Hele bir de böyle tam orta yerinde olursa tadından yenmesin.

    Bir kötü adamımız var! İşte gelişmenin büyüğü. Bundan daha da önemlisi: İyi adamımızın "iyi" olmasının nedeni bu kötü adam. Şimdi gerçek ve saf bir polisiyeye benzedi. Arkada duran kız ile Inga'nın denk duruşu, kötü adamın bir yazar oluşu, Kaishou Rinroku'nun nihayet bir açığının bulunması ve karakter ile senaryo açısından yaşan tüm bu harika gelişmelerin yanında bir de gerilimi sürekli tırmanan, mevcut karakterlere anlamlar yükleyen dört başı mamur bölüm içi öyküsü.

    Un-Go öyle görünüyor ki asıl şimdi başlıyor ve 5 bölümlük harika bir kapanışa ilk adımını atmış bulunuyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi