• Redline



    Dead Leaves, Trava ve Tailenders'ın ortak namını sürdüren Redline şu afişte de denildiği üzere animasyonun geleceği gibi görünüyor. Görebildiğim kadarıyla CGI kullanılmamış (yanılıyorsam da göze çarpmayacak kadar ustalıklı halledildiğindendir) yapımın tamamı salt bir gövde gösterisinden ibaret. 12 dakikalık girişiyle bu tarza tamamen yabancı olanların ve hatta benim gibi diğer 3 animeyi izlemiş olanların da ağızlarını bir karış açan filmde her zaman olduğu gibi senaryo ikinci plana atılmış. Bilindik bir aşk hikayesi, tahmin edilebilir yan karakter gelişmeleri, kondurulmuş birkaç (yüz) tehlike sadece laf ola beri gele hesabı süre alıyorlar. Zaten Redline'ı izlerken sadece tek bir duyumuzun çalışır halde olması gerek, gerisi fasa fiso.


    Özellikle Redline yarışının başladığı ve Funky Boy denen bölüm sonu canavarının çıktığı andan itibaren şu ana kadar izlediğiniz animasyonları bir kenara alabilirsiniz. Çok klişe olacak ama "Gözlerinize inanamayacaksınız!" sloganı bundan sonra sadece bu filme ait kabul edilebilir. 100 dakikalık filmi durdurup ekran görüntüsü almaktan yaklaşık 2,5 saatte izlediğimi söyleyebilirim. Trava'yı ve Animatrix'in bir bölümünü de yönetmiş Koike Takeshi'nin ismi herhalde bundan sonra ne zaman anılsa akla ilk olarak Redline gelecektir. Gerçi Redline dendiğinde akıllarda yönetmenin ismine sıra gelir mi orasını bilemem.


    Redline'ın içinde bulunduğu bu 4 animasyon da güçlerini siyah renkten alan yapımlar. Normal bir illüstrasyonda siyahın sırası ne kadar gerilerde ise bu renk Redline'da o kadar ön plana taşınıyor. Canlı renklerin parlaklığı ile nefis bir tezat oluşturan siyah hem post-apokaliptik atmosferi ön plana çıkartıyor hem de başlı başına bir tarz yaratmayı başarıyor. Bu tarzın hiçbir şekilde taklit edilemeyecek olması açıkçası beni mutlu ediyor. Dead Leaves de Trava da Tailenders da ve son olarak Redline da nevi şahsına münhasır birer deneyim gibiler. Bence yine de önceki 3 yapımı izlemeden Redline'ın başına oturmayın. Bir anda beliren tanıdık yüzlerin keyfini belki daha rahat sürebilirsiniz.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi