• Hanasaku Iroha - 20



    Eğlenceli bir bölüm. Nako'yu uykusunda bile rahat bırakmayan kardeşleriyle başlıyoruz. Ren Usta kendine yeni bir ceket bakmakla uğraşadursun esas telaş Minko cephesinde. Sabahın köründe uyanıp malzemeleri alıyor ve bir gün önceki kavganın yaralarını sarmak için derhal işe koyuluyor. Ohana ise her zamanki gibi maydanozluk vazifesini yerine getirme derdinde. Yuina her şeyi uzaktan izleyip ahkam keserek gözlemci tarafı simgelerken Tohru hala platonik aşkından medet umma çabasında.

    Görüleceği gibi ellerinden geldiği kadar her karaktere eşit süreler tanımaya çalışıyorlar. Yuina ve Enishi arclarında serinin eksik kaldığı da buydu. O bölümlerdeki baş karakterlere çok yüklendiler ve geri kalan kadroyu tamamen dışladılar. Hatırlayacak olursak Ohana ve/veya Nakochi o haftaları süpürgeye falan binmekle, rol gereği vurulmakla geçiriyorlardı. Aslında bu bahsettiğim, tek karaktere yüklenme üslubunu Nakochi'de çok iyi uyguladılar çünkü hakkında çok az şey bildiğimiz Nakochi'yi adeta yeniden yaratmayı başarmışlardı. Fakat Minko'da bu tarzdan bir kez daha vazgeçtiler ve Minko'nun neden aşçılığa merak sardığını bile tam olarak öğrenemedik. Bir ara aile yaşantısına dalacaklarını düşünsem de o hikaye bile başlamadan bitti.

    Gerçi yine de izlemesi çok eğlenceli bir bölümdü. Özellikle Minko'nun ateşte yaptığı ilk omlet gözüme inanılmaz göründü. Yarın iyi bir tarif bulup denemeyi düşünüyorum.

    1 Görüş:

    1. Bu bölümde pilav dediklerini duymak ve sondaki tomodachi ayrıntısı da güzeldi. Gerçi çikin pirafu (Chicken Pilaf) diyorlar ama olsun. :)

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi