• Ao no Exorcist 13-18



    Başlarken hedefin konduğunu, düşmanın bellendiğini, gidilecek yolun saptandığını söylemiştim. 12. bölüme geldiğimizde zaman geçirmek için adeta "takıldıklarını", zamana oynadıklarını görüyorduk. Aradan geçen 6 haftalık sürede Ao No Exorcist bu huyunu azıcık ciddileşerek devam ettirmiş. Değişen tek yanı OP ve ED'si olan seride haliyle senaryoda bazı ilerlemeler yaşanmış, yeni karakterler dahil edilmiş ama geri kalan motifler nasıl bıraktıysam aynı. Rin hala tam bir zibidi ve öfkeyle kalkıp zararla oturmak dışında hiçbir adım atamamış durumda.


    Kadroyu tek kişiye indirgememek için Rin'in etrafındaki insanlara belli başlı bölümler/sahneler biçiliyor. Sınıf arkadaşlarının karakter gelişimleri için uydurulan bölümler amaçsız... ya da şöyle düzelteyim: Shounen türündeki klişe mesaj dolu bölümlerden farksız. Bu türün meraklısı yaş grubunun bile "El ele verirsek yeneriz", "Bana güven, gerisini merak etme sen" tarzındaki öğretilere artık karnı toktur diye düşünüyorum. Seri için yan karakterlerin varlığı sadece belli sloganları atabilmesinden ibaret. Takım ruhu, arkadaşlık gibi çok bilindik temaların etrafında gezinen bu mesajları atıp sahneden çekiliyorlar. Hiçbirinin değiştiğini veya geliştiğini göremiyoruz.

    Daha kötüsü de olabilirdi. Her şeye rağmen izlerken sıkmıyor seri. İyi bir kötü karakter olan Mephisto Pheles'i ve kötü bir iyi karakter olan Shura'yı seyretmek keyifli. Gerçi onların serideki yerleri de son derece klişe ama işte tür shounen. Beklentim hiç denecek kadar yok, yok denecek kadar az.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi