• Katte ni Kaizou - 2



    Kadın yönetmen olunca ecchinin hali bir başka oluyormuş. Erkekler üzerinden yaratılan mizah inanılmaz derecede müstehcen olurken kadınların ecchi sahneleri sadece vücut parçalarının bir bölümünün gösterilmesinden ibaret. Geçen bölümde uzuvlarını şişelere sokmuş adamlar varken bu bölümde artık birbirine "geçiren" elemanlar mevcut. Her yeni bölümle birlikte yönetmenin abartma gücü artıyor ama işin komedi kısmında başarılı olduğundan bana rahatsızlık vermedi diyebilirim.

    Bu bölüm 3 ayrı parodiden ibaret ama sadece ikincisi, yani Killer Pass'tan bahsetmek istiyorum. Diğerleri beni pek sarmadı lakin bu bölümde katıla katıla güldüm. Saçma sapan paslar atan bir futbolcunun şehrin altını üstüne getirmesi zaten komikti ama cinsellik üzerinden yaratılan espriler takdire şayandı. Bu pasın, animenin kendi çizerini sabote etmesi ve Tsubasa ile tanıdığımız Wakabayashi'ye bile atıfta bulunması hoşuma gitti ancak "Own Goal" ile "Arkadan Müdahale" esprilerinde bir kez daha gülebilmek için durdurup geri alma ihtiyacı hissettim.

    Yönetmenin penis gösterme ya da daha doğru bir tabirle "penis silüeti" gösterme konusunda hiç çekincesi yok, aksine ne yapıp edip işi o noktaya getiriyor. İlk defa bu kadar gözüpek bir anlatımla karşılaştığımdan şimdilik bana eğlenceli bir seri olarak geliyor. Absürt komedisi ve tuhaf dış sesiyle bir nebze de olsa Arakawa Under the Bridge'i andırsa da işin içine dahil edilmiş ecchi ve aşırı cinsellik komedisi Katte ni Kaizou'yu farklı kılmaya yetiyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi