• Level E - 9



    Love Me Tender

    Geçen hafta yaptığım tahmin tutmadı. Otel rezervasyonunda yapılan bir yanlışlık nedeniyle erkeğin kız zannedilmesi bence daha komik olurdu ama bunun yerine hiçbir sürpriz yaşatmadan direkt kız olduğunu söylediler. Ondan sonraki beyinle ilgili açıklamalar beni pek sarmadı. Yok, aslında kızın erkekleşme ihtimali varmış da biraz deneyle kolaylıkla genleriyle oynanabilirmiş de... Bunlar çok zorlama hamleler gibi göründü bana. Komedi anlamında bir hayli zayıf kalan bölüm bence şimdiye kadarkiler arasında serinin en sönük geçen haftasıydı.

    Erkeğin aslında bir kız olması Kraft ve ekibini rahatlatırken uzaylı hatunlar işin peşini bırakmadılar. Kızı kaçırıp içine bir şeyler enjekte ettiler ki yeniden dünyaya döndüğünde bizimkiler kızın üzerinde hiçbir değişiklik yapamadılar. Prens'in gelişi bu ciddi tehlikeyi önlemeye yetti ama senaryoda bazı tutarsızlıklara yol açtı. Bir kere madem uzaylı hatunların gözü sürekli kızın üzerindeydi nasıl onu klonlamayı başardılar? Hafızasıyla oynadıkları bu kız dünyaya yeniden geldiğinde nasıl hiçbir yabancılık çekmedi? Bu noktalar benim canımı sıktı, fazla güldürmedi.

    Prens'in ilk defa kandırık atmadığı bölüm dediğim gibi diğerlerinin arasında çok sırıttı. Sadece Kraft'ı "ben de bir zamanlar kadındım" diye yemlediği sahnede güldüm, onun dışında idare eder bir seyirlikten öteye gidemediler. Haftaya Color Rangers tayfası geri dönecek, ondan sonraki hafta da beyzbol oyuncusunu görecekmişiz. Karakterleri harmanlasınlar tabii, lafım yok lakin son iki bölümdür fazla coşturamadıkları komediyi sanki tüketme noktasına geldiler. Beni tek korkutan bu.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi