• Kore wa Zombie Desuka - 5



    Yes, It's Miyako Tofu

    Su gelir güldür güldür, zombi bari sen beni güldür... ama böyle fanservislerle değil.

    Sadece vampir ninjanın (Sera) lafını düzeltme sahnesinde kendini çok kastığı için kan kusması komikti yoksa ilk 7-8 dakika paso fanservis şeklinde geçti. Önce lezbiyen fantezisi, sonra çıplak Haruna'ya yapılan baskın, pastanın kreması olarak da üçlü banyo sahneleri. Kadro itibarıyla harem türüne yakın durduğunu kabul ediyorum ama Zombi 3. bölümünde gösterdiği üzere istediğinde acayip komik bir seriye dönüşebiliyor. Neden bunun üzerinden devam etmiyorlar da yarısı fanservis diğer yarısı sonradan hatırlanmış konu üstünden prim yapmaya çalışıyorlar, hiç anlam veremiyorum.

    İlk yarıda bolca ıslak fanteziye maruz bırakılırken bölümün ikinci yarısında bir nebze olsun konu temelli ilerleyiş görebiliyoruz. Geçen haftanın sonunda kanlar içinde gördüğümüz Kyoko tekrar karşımıza çıkıyor ama bu kez çok şeytani bir karakter olarak. Hellscythe'ı tuzağına çekebilmek için Ayumu'yu kullanıyor ve bu plan işe de yarıyor. Gerçi ne kadar saçma bir plan olduğunu irdelemeye gerek yok ama bahsetmiş olayım: Mantık hatalarıyla dolu bir plan! Akabinde gelen dövüş sahneleriyle düşen tempo toparlanıyor ve gelecek haftaya malzeme bırakan bir finalle de kapanış yapılıyor... Bu anlatım tarzımla ne kadar tekdüze ilerlediklerini görebilirsiniz.

    Bu serinin de neredeyse yarısına gelmiş olmamız benim kaçan tadımı yerine getirmeye yetiyor. Allah korusun 24 bölüm falan sürseydi her hafta sinir krizleri geçirebilirdim. Kadroya bakınca oldukça ilginç karakterlerden oluşan bir FRP görebilirsiniz. Bunları komedi veya ecchi ile harmanlamak da absürtlüğüne yağ sürebilir ama onun yerine "biraz ondan, biraz bundan" tutumu seriye her geçen gün kan kaybettiriyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi