• Ocak 2011 - Dragon Crisis! - Fractale - Hourou Musuko - Kore wa Zombie Desuka? - Level E - Wolverine


    Dragon Crisis!

    Ryuuji isminde bir oğlan ve etrafını saran cıvırlar. Kör göze parmak afişinin belli ettiği üzere Dragon Crisis! harem türünün bir başka nadide eseri. Hemen etiketlemek doğru değil çünkü serinin klişelerden kurtulmak için başarılı olduğu bazı yönler de yok değil. Her şeyden önce ilk bölümdeki müzikleri tüm seriye yaymayı başarırlarsa yılın en iyi performanslarından birine imza atacakları garanti. Neredeyse hiç durmayan elektronik tınılar acayip hoşuma gitti. Eriko'nun hoppalığı ve ejder kızımız Rose'nin muhteşem dengesizlikteki hareketleri de mizah yönünü güçlendiren unsurlar arasında. X-Y-Z diyerek büyü yapma olayını henüz çakozlayamasam da serinin bir süre sonra belli bir döngüye gireceği kesin gibime geliyor. Başka ejderler, kötü adamlar, herkesin cancağızı Ryuuji vs. Bloglamayacağım ama şu müziklerin peşini bırakmamak adına birkaç hafta izlemek istiyorum.

    Fractale

    Trilyonlarca bilgisayarın meydana getirdiği, 22. yüzyıl teknolojisiyle oluşturulmuş bir network olan Fractale gerçekten çok ilginç bir seri. Clain isimli genç oğlan bisikletiyle ortalıkta gezerken havada süzülen bir kızın bir zeplin-balon tarafından takip edilmesine şahit oluyor ve kızı kurtarmak için uçurumdan aşağı iniyor. Bir gece geçirip kanının çok ısındığı kız Clain'e bir broş bırakıyor ve kayıplara karışıyor. Seri hakikaten acayip fikirlere gebe. Fractale yapısı bir kere günümüz izleme medyalarının gelebileceği son noktayı işaret ediyor. Namaz benzeri bir ibadet saatiniz var ve dua etmek için belli bir noktaya yüzünüzü çevirip gözlerinizi kırpmamanız gerekiyor. Ayrıca ortalıkta dolanan ve "doppel" adı verilen sanal karakterler fikri de harika. "Doppel" internet aleminde aynı kişinin açtığı birden fazla hesaba verilen bir isim ve Clain kendi anne babasını bu metotla yaratmış. Muazzam fikirlere gebe bir seri, kesinlikle bloglayacağım. A-1 Pictures yine Sora No Oto'daki gibi saçma yollara sapmazsa bence sezonun en iyi 3'üne girmeye aday.

    Hourou Musuko

    Geldik fasulyenin faydalarına. Yine çok enteresan bir konuyla karşımıza çıkan Noitamina geçen sezonki Kuragehime'de olduğu gibi karşı cinsin kıyafetlerini giyen bir çocuğu başrole konduruyor. Mangası çok tutulan bir yapım olan Wandering Son'ı okumadım ama yorumlara bakılacak olursa seri hikayenin orta yerinden başlamış. Ben ilk bölümü takip etmekte bir hayli zorlandım. 6. sınıfa yeni başlayan çocuklardan ibaret karakterlerin çizimlerinde kişileri sürekli karıştırıp çok bocaladım ama nihayetinde konuyu, arada bir kız gibi giyinen Nitori isimli oğlanın Takatsuki'ye aşkını ilan edip karşılık bulamaması düzlemine indirgedim. Özellikle stilize bir animasyon ve güzel müzikler bizi karşılıyor. Avrupa yapımlarına biraz benzettiğim animasyon, arka planı donuk ve sabitleştirip öndeki karakterin çizimlerine eğilmiş. Takibi zor, henüz karar vermedim ama yazılacak malzeme çıkar gibi düşünüyorum.

    Kore wa Zombie Desuka?

    Tam çevirisi "Bu mu zombie?" olan serinin ilk bölümünü yine hakkında hiçbir şey bilmeden izledim ve acayip güldüm. En son ne zaman bir animeye bu kadar katıla katıla güldüğümü hatırlamıyorum. Yine de bloglamayacağım... Ne tuhafsın sen ya! denmesin çünkü serinin yazmak için kafa yorulacak veya heyecanlandıracak herhangi bir anını yakalayabileceğimi zannetmiyorum. Evet, Aikawa Ayumu'nun içinde bulunduğu duruma tamamen yabancı gibi konuşmasını muazzam yakalamışlar ve skeç benzeri nefis sahnelerle bunu iyice komikleştirmişler ama her bölüm bir ıstakoz adam, bir ayı adam vs. çıkacağını şimdiden ifşa ettiler. "Zombinin bu haftaki macerasında" türevinden anlatımlara benim artık karnım tok, yine de Dragon Crisis! yanına harem türünün bir başka yapımını eklemek isteyenler kesinlikle ıskalamasın derim. Ayumu'nun bel altını Haruna'dan istediği sahne bile seriyi takip etmeniz için yeterli.

    Level E

    Aylar öncesinden gelecek programlar arasında sörf yaparken önce afişi sonra da konusuyla ilgimi çeken Level E de nihayet başladı. Animenin hikayesi çok orijinal sayılmaz. Hikayeye göre uzaylılar yıllardır dünyada yaşamakta ve bu gerçeği de insanlar dışında herkes bilmektedir. Ben daha felsefi hatta biraz daha karanlık bir yapımla karşılaşacağımı zannederken ilk bölüm bana pek de beklediklerimi vermedi ama yine de beğendim. Muhtemelen haftalık olarak takip edeceğim çünkü işin içinde az da olsa gizem, ucundan bir parça mizah ve potansiyeli hissedilen bir animasyon var. Uzaylımızın çabuk iyileşme yeteneği ve aşırı güçlü durumuna rağmen gerçek formu da serideki tezatların öne çıkmasını kolaylaştırıyor.

    Wolverine

    Üzerimizden daha yeni bir Iron Man felaketini atlatmışken ve üstüne üstlük Wolverine'i de aynı firmanın, yani Sony Pictures Entertainment'ın aldığını öğrenince daha bölümü izlemeden kendimi rezil bir animeye hazırlamıştım. Oysa hiç de beklediğim kadar kötü bir prodüksiyonla ve konuyla karşılaşmadım. Yine aynı Tony Stark'ın yaptığı gibi Logan da Amerika'lardan kalkıp Tokyo'ya geliyor ama en kral X-Man karakteri olmasından mütevellit onun amacı sevdiği kızı kurtarmak. Animasyon fena değil ama aksadığı yerler de var. Daha ilk bölümden iki bariz hata (19:36'da tahta kılıcın rengi beyaz, 19:44'te Wolverine'in ağız çizimleri felaket) gözüme çarptı. Bir ihtimal 2. bölüm iyi olursa 12 bölüm süreceğinden dolayı yine bir ihtimal seriyi bloglamayı isterim. Yıllardır tüm filmleri Hollywood tarafından mundar edilen Japonlar acaba intikamlarını anime yoluyla mı alıyorlar diye düşünmüyor da değilim hani.

    2 Görüş:

    1. Kore wa Zombie Desuka?'ya bakmam lazım. Adı bile beni feci çekiyor :)

      Aslında burada tanıtımını yaptığın bütün yeni animelere bakacağım ama şu finaller, ödevler filan derken aksıyor hep.

      Teşekkürler, güzel olmuş tanıtımlar^^

      YanıtlaSil
    2. Acayip güldüm zombiye. Çocuğun seslendirmesi de harika. Yorumlarını kesinlikle bekliyorum, sınavlarında başarılar :)

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi