• Arakawa Under the Bridge - 25



    12 Bridge

    Gider ayak bir sürpriz yapmış olabilirler çünkü hiç de fena sayılmayacak bir bölümdü. Elbette artık komik olma çabasına bile girmediklerini görebiliyoruz ama hiç değilse sıkmadan izlenebilen, keyifli ve eğlenceli bir bölüm seyredebildik. Bundaki en büyük etken de Rec'e gereğinden fazla süre verilmemiş olması. Piko, Maria, Sister, Mayor, Billy vs. tüm karakterler en az bir sahnede diyalog almış ve serinin ilk sezondaki gibi olması gereken pastasına tat katmışlar. Keşke tüm ikinci sezonun bu bölüm gibi geçseydi, diye içimden geçirmiyor değilim.

    Arakawa'nın normal saçmalığında bir fikirle çıkan Mayor herkesin dövüşmesini sağlayacak bir turnuva tertip ediyor. Buna göre herkes birbiriyle çarpışacak ve kazananın dileği yerine getirilecek. Özellikle ilk etapta herkesin birbirini suya itmeye çalıştığı sahnelerde Billy müthiş karizma hareketler yaparak yan karakterler arasında en iyisi olduğunu bir kez daha gösteriyor. İkinci etaptaysa Mayor'un önce Samuray sonra da Piko ile giriştiği mücadeleler gerçekten eğlenceli. Stella'nın kaybedişi de hakikaten komik. Serinin en sevmediğim karakteri Maria'nın Sister ile birlikte maalesef finale kalması gelecek hafta sonlanacak serinin galibinin de bu iğrenç kadın olacağını belli ediyor. Dilerim yanılırım da Sister bir değişiklik yapıp şu kadının karşısında durma başarısını gösterir.

    Kör topal ilerledikten sonra finali yapacaklar ama şu 2. sezondan aklımda hala tek bir bölüm kalacak ya yanarım, yanarım, ona yanarım. İnşallah 3. sezon falan çekilmez de bu kalitesiz bölümleri devam ettirmezler. Neyse, bitsin de kurtulalım artık.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi