• Arakawa Under the Bridge - 16 - 17



    3 Bridge

    Arakawa'ya da 2 bölüm birden tafiresi uyguladım ya artık ıslak sopayla dayak yeme vaktim gelmiş demek ki. Rec de bu bölümde köteği hak edecek bir davranışta bulunuyor ve Nino'nun özel eşyalarını karıştırıyor. Ailesinden yadigar kalan kasetin dinlenmesi Nino'yu zıvanadan çıkartıp iyice sinirlendiriyor. Rec tüm bir bölüm boyunca sevgilisinin gönlünü kazanmak için atmadık takla bırakmıyor. Maria, Piko ve Stella'dan oluşan kız grubuysa Rec'in sürünmesi için ellerinden geleni yapıyorlar.

    Birazdan okuyacağınız 4. bölüme nazaran oldukça sıkıcı ve sıradan bir bölümdü. Mizah öğeleri neredeyse sıfıra indirgenmiş ve romantizmin "aaay, çok tatlı" seviyesine inilmişti. Bu seri için böyle tercihlerin ara ara yapılmaları normal ama bir noktadan sonra Arakawa'nın farklılığı ortadan kalkıyor. Lütfen 4. bölüm gibi dopdolu haftalarla bizi karşılasınlar

    4 Bridge

    Evet, nefis bir bölüm. Belki çok komik veya eğlenceli değil ama bildiğimiz Arakawa garipliğinde. Her şeyden önce çizerleri kutlamak lazım. Nefis bir eski film sekansıyla açıldıktan sonra bölümdeki çizgiler her sahnede değişiklik gösteriyor. 3. fotoğrafta göreceğiniz üzere acayip bir görsellik de komediyi beslemekte kullanılmış. Her kısmında apayrı çizimlerle bizleri kucaklayan nefis bir bölüm.

    Piko'nun Mayor'a ithafen yazdığı senaryoyu çekmek için kamera arkasına geçen Rec bekleneceği üzere sayısız aksaklıkla karşılaşır. Ortaya çıkan abuk sabuk filmin aslında bambaşka bir açıdan çekildiği anlaşılınca ben kahkahamı basarım. Ardından gelen korku tüneli bölümüyse Rec'in altına etmesi için kafi derecede korkunçtu. Bu bölümdeki çizimler bana öylesine yetti ki komediden veya konudan bahsetmek bile içimden gelmiyor. Açın ve her kareye dikkatle bakın, diyebilirim sadece.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi