• İzlenimler - TEMMUZ (3) - Digimon Xros Wars, Nurarihyon no Mago, Shiki, Strike Witches 2


    Digimon Xros Wars

    Yani...
    eeeh... Digimon işte.

    Nurarihyon no Mago

    Occult yazısında bu seriye şans vermeyi düşündüğümü söylemiştim. İlk bölümü izledikten sonra serinin nereye gideceğini bir türlü kestiremedim. O yüzden de izlenimler altında toplamayı uygun gördüm. Bu kadar harem ve ecchi çıkan bir dönemde böylesi shounen bir seri için cesaretlerini takdir etmek gerek. Biraz komedi, orta karar korku karışımına sahip Nurarihyon No Mago ilk bölümüyle ilginç karakterlerini biraz ön plana çıkardı. Başroldeki Nura Rikuo iblislerle dolu bir çeşit klanın sıradaki varisi. Şu an dedesinden bulunan liderliği almaya da hiç hevesli değil. Bu iblis yaşamından tamamen sıyrılıp sıradan bir genç olma peşinde koşuyor. Her fırsatta da kendini geri çekmeye çalışıyor. İlk bölüm Rikuo'nun ne kadar zorlanacağını da hemen belli ediyor. Okuldan arkadaşlarıyla lanetli kabul edilen bir eve giren Rikuo arkadaşlarına ruhların, cinlerin, iblislerin olmadığını kanıtlamak için burada çok zor anlar yaşıyor. Ben biraz daha korku, neredeyse hiç komedi bekliyordum ama seriye çok lüzumsuz bir şirinlik hakim. Devasa bir karakter kadrosu var ve öğrendiğim kadarıyla da bu kadro tek tek ele alınacakmış. Bu da en az 26 bölüm demek ki "bakalım Rikuo'nun başına bu bölümde neler gelir" türevlerini izlemeye pek niyetli değilim. Yine de ikinci, üçüncü ve hatta dördüncü bölümleri izlemeden karar vermek istemiyorum.

    Shiki

    Bu sezon çıkan yeni korku animelerinden biri de Shiki. Ben ilk afişi yayınlandığından beri bu seriyi merak ediyordum. Dün akşam nihayet ilk bölümü izleme fırsatı buldum ve belki de beklentilerimden dolayı pek tatmin olamadım. Çoğunluğunu yaşlıların oluşturduğu 1300 nüfuslu Sotobamura köyünün tepelerine heybetli bir malikane yapılır. İçeride yaşayan insanlar köy halkıyla fazla içli dışlı olmazlar. Shimizu Megumi ise bu köyden nefret eden ve bir an evvel buradan kurtulmak isteyen genç bir kızdır. Malikanenin yakışıklı çocuğu Yuuki'ye asılmakta ama çocuktan bir türlü yüz bulamamaktadır. Günlerden bir gün üç yaşlı kişi evlerinde ölü bulunurlar, polis ve doktor cinayetten şüphelenmektedir. Daha sonraki günlerde Megumi de ormanda ölü bulunur. Katilin kim olduğu bilinmemektedir ama Megumi'nin sürekli gözetlediği Yuuki artık rahat bir nefes almıştır. İzole bir köy, oradan nefret eden ve öldürülen bir kız, köye yeni gelen zenginler... Bana ilk intiba olarak David Lynch'in efsanevi Twin Peaks'ini hatırlattı. Şayet onun kadar gizemli bir "katil kim" oyunu sürdürülecekse evet, Shiki'yi her hafta yazacağım. Dilerim öyle de olur çünkü hafiye işi seriler 2 senede ancak 1 kere çıkıyor ve çoğunun da yolda giderken tekerlekleri patlayıveriyor.

    Strike Witches 2

    2008'de yayınlanan 1. sezonun ardından yeni bir sezonla ekranlara gelen seri benim gibi bu kızları daha önce izlememiş olanları hiç umursamayan bir açılış bölümüne sahip. Neredeyse hiçbir karakter ve detay hakkında "çünkü" cevabı vermekle uğraşmıyor. Anlayabildiğim kadarıyla birkaç küçük kız var, bunlar vaktinde bir savaşta yer almışlar ve şimdi içlerinden bir tanesi doktor olmak istiyor. Bir sorun çıktığını duyunca da eski alışkanlığından vazgeçemeyip pervaneli çizmelerine atlıyor. Epey ilginç teknolojiler kullanılacak belli ki ama ilk sezonu izlemediğimden ikinciyi de izleyesim gelmiyor. Hele bu kadar umursamaz bir açılış bölümünden sonra aman, bana ne yahu!

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi