• Rainbow - 14



    Revenge

    Şu bölümle seriyi kapatmalarını çok isterdim. Bölümü izlerken de son saniyesine kadar "The End" yazmasını bekledim, yazmadı. Tüm koşullar sağlanmış. Ishihara zaten Allah'ına yan baktığı için Mario'nun bir şey yapmasına gerek yoktu. Sasaki içinse Baremoto'nun planı tıkır tıkır işledi. Sahildeki sahnelerde hep aklımda "o devirde kayıt cihazı da yoktur ki şimdi" diye geçiyordu, meğersem o kocaman cihazlardan varmış. Ufak detaylar tabii ki bu serinin değerini biraz düşürüyor. Sasaki'nin kendi kendine ofisinde konuştuğu sahneler gibi epey kötü seslendirmeler mevcut. İlk bölümlerdeki o tam gaz sendromunu atlattım, artık daha sarih kafayla inceleyeceğim. Lakin yine de Rainbow'a fazla toz konduracağımı sanmıyorum.

    Evet, Sasaki de, Ishihara da kaybettiler. Finali yapmadıklarına göre serinin ilk sezonu tamamlandı diyebiliriz. Bu saatten sonra mutlaka yeni karakterler katılacak ve çocukların gelişimine önem verilecektir. 14 hafta boyunca sürekli birileriyle mücadele aksettirildiği için bundan sonraki düşmanların kim olacaklarını kestiremiyorum. Tek tahminim, Mario'nun elini parçalayan ve Sakuragi'yle kısa bir süre aynı hücrede kalan elemanların tekrar bizimkilerin karşısına çıkmaları. Belki de seri tamamen yön değiştirip yeni düşmanlar, rakipler doğuracaktır. Herhalde bu çocukların toz pembe yaşayacaklarını düşünemeyiz.

    Setsuko'nun da bir süredir Mario'yla konuştuğu sahnelerde içime bir kurt düşmekteydi ki gelecek haftanın görüntülerinde bu şüphemde haklı olabileceğimi gördüm. Mario gerçekten de taparcasına sevdiği merhum abisinin hatununa mı göz koyacak? Setsuko mezarı ziyaret edip artık yaşamına devam edeceğini söyleyerek Sakuragi'yi yüreğinden söktüğünü açık etti ama Mario'nun böyle bir tercih yapacağını hiç düşünmezdim. Çocuk resmen Sakuragi'nin bir gölgesi gibi resmediliyor. Red Kit'i vurmaya çalışan gölgesine mi benzeyecek yoksa?

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi