• Durarara!! - 22



    Dissolution Declaration

    Durarara!! uzadıkça insanın içini iyice baydı. Serinin ikinci bölümü, yani 12. bölümden sonrası hiç kontrol edilemedi ve hep ekleme bölümler gibi durdu. Neden bu kadar beceriksizce yönetildiğini anlamıyorum. Mutlaka bir gelişme yaşanmış olmalı çünkü seri inşasının yapıldığı, karakterlerin tanıtıldığı ilk 12 bölümde çok marifetli sahnelerle ilgi sürekli ayakta tutuldu. Bu bir başarı ama devamının gelememesi çok daha büyük bir başarısızlık. 4-5 ay öncesini düşününce bu seriden beklentilerim tabiatıyla artmıştı ama şimdi gelinen noktada, az pişmiş bir eti ağızda lastik gibi çiğniyormuş hissi hakim.

    Yellow Scarves Anri'yi kovalıyor ve Dollars üyeleri de netten canlı yayında ona yardım etmeye çalışıyor. Serinin bence en ilginç yan karakteri 8. bölümde karşımıza çıkan ve ismini halen bilmediğim kızdı. Tekrar rol üstlenen bu kız da Dollars'ın bir üyesiymiş ki Anri'ye yardım ederken görülüyor. Herkes bir kenarından dahil olarak Anri'yi kaçırıyor ama bir şekilde Anri yine de yakalanmayı başarıyor. O sırada Kida yardımına koşuyor ve kızı kendi çetesinin elinden kaçırıyor. Sonrasında Shizuo ve Celty kıza yardım ediyorlar ve Anri kendine bir barınak bulmuş oluyor. Kendi gibi "anormal" gördüğü Celty'nin başka bir insanla yaşaması onu etkiliyor ve belki de kendinin de normalleşebileceğine dair ümitleri yeşeriyor.

    Peki seri ne yapıyor? Ezelden beriymiş gibi gelen Izaya'nın sırıtmalarını ekrana taşıyor, hiçbir karakterle uğraşmıyor, konuyu ilerletmeyip yerinde saydırıyor. Finalinde epey büyük bir sürpriz patlatıyor fakat "bitse de gitsem" tavrına soktuğu beni heyecanlandırmaya bu da yetmiyor. Sizleri bilmem ama ben artık bu seriden sıkılıyorum. Mesela 2. yarıyla birlikte karşımıza bir polis çıkartılmıştı, ona ne oldu? Shinra'nın babası şehre gelmişti, nereye kayboldu? Namie Yagiri yenilgiye uğrayıp Izaya'nın yanında intikam arıyordu, koca 2. yarıda toplam 3 cümle konuştu. Sıkıldım, bir an evvel bitse de kurtulsam.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi