• Yumekui Merry - 13


     
     

    Dream Again

    Tamam. Bir şekilde bu seriyi bir yerlerden buldunuz veya arkadaşınız size önerdi. Siz de kısa bir arama yaptınız ve karşınıza bu blog geldi. Sol menüden linke tıklayınca karşınıza gelecek ilk yazı bu olduğundan şunu söylemek istiyorum ki:

    BU SERİYİ ASLA İZLEMEYİN!

    Kendinize saygınız varsa izlemeyin. Akıl sağlığınızı korumak istiyorsanız kapatın. Hemen izleyecek bir şeyler arıyorsanız gidin bir daha arayın. İzlemeye yeltendiyseniz kapatın. Biri sizi izlemeye ikna etmeye çalışıyorsa ona kafa göz dalıp ağzını burnunu kırın. Bir şekilde indirmişseniz derhal bilgisayarı balkondan aşağı atın. Tamam, sakinim.

    JC Staff! Bu ismi unutmuyorum, bundan sonra yapacağı işlerde takipçisi olacağım. Senenin şimdiden en büyük odununu kazanmaya adaydır Yumekui Merry.

    Hani iki bölüm önce Treesa bizimkilere 2-3 günlük kafa izni vermişti de geçen hafta o izin bitmişti ya, şimdi katliam zamanı geliyor. Yine önüne geleni bir posta marizledikten sonra aslanım, kaplanım Yumeji çıkıveriyor. Şahsen ben bu dizinin tek bir özelliğini sevdim, o da bana Japonca öğretecek kadar salak senaryosunu. Şu anda bölümde 2546$£#$ kere geçen "inanmak" ve "vazgeçmemek" fiillerini rahatlıkla tahtaya kalkıp çekebilirim. "İnanıyorum", "bana inanıyor", "inandım bak", "inanasım var", "inansan iyi olur" falan bunlar hafızamda. Japonya'ya gittiğimde "inanıyorum ki sushi yiyebileceğim bir yer söyleyebilirsiniz bana" diye bir cümle kurma hayalim var. Fazla yaşamam diye inanıyorum.

    Neyse işte. Yumeji inanıp bir anda kaplan kesiliyor, sonra Merry gelip bir yumrukla Treesa'yı yok ediyor. Bu kadar he, yani koca bir bölüm Treesa bunları tepe sersemine çeviriyor ama bir koyuşta nalları dikiyor. Serinin son 6-7 bölümünde inanılmaz kuvvetli olarak çizilen, hatta Leon'un silahıyla yok olacağına inandığımız Treesa'nın nefesi bir Merry yumruğuna yetermiş. Böyle serinin de, böyle stüdyonun da, böyle yönetmenin de... Kurtuldum, kalan sağlar bizim.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi