• Another - 3


     
     

    Göz bandı takan Misaki Mei'nin 26 yıl önce ölen Misaki olup olmadığını bilmiyorum. Sınıftaki çocukların da onu gördüklerinden emin değilim, sanki yalnızca Sakakibara görebiliyormuş gibi algılıyorum. Diğer sıraların hepsi yepyeni gibi dururken Misaki'nin oyuklar içindeki sırasının köhne görüntüsü sanki o sıranın hiç kullanılmadığını ve aslında kimsenin o sırada oturmadığını anlatıyor... diye not almıştım bölümü izlerken, ta ki kapanıştaki sahneye kadar.

    Mei'nin var olmadığını biliyoruz. En başından beri gerilimi tırmandırmak için kullanılan kuklalara benziyor. Kuklaların, içleri bomboş olduğu için etraflarındaki hayatları soğurmaları gibi Mei de biri(leri)nin hayatını soğuruyor. İlk bölümde hastaneye gitmesini sağlayan, "kuzenim" dediği Misaki ile büyük ihtimalle bu soğurma faslı başlamıştı. Bu bölümde de yeni biri daha eklendi.

    Eğer ki bundan sonra da ölümler gerçekleşecekse seri boyunca kimlerin öleceği hakkında ED çok sağlam bir spoiler veriyor olabilir, tabii bu kadar düz bir çizgi takip ederlerse. Gerçi ben her fırsatta şu eşofmanlı sarışın çocuğun, haddinden fazla konuştuğu için tahtalı köyü boylayacağını sanıyordum ama henüz sırası gelmemiş demek ki.

    Sakakibara'nın merhum annesi de aynı sınıfta okumuş. Bu da bazı teorilere dayanak noktası oluşturuyor ama dediğim gibi, bu seriyi izlerken çok da hafiyelik peşinde koşmak istemiyorum. Onun yerine mükemmel ses yönetimi ve yer yer sinematografik açılar yakalanmış karelerden, King ve Lovecraft gibi ustalara verilen referanslardan dem vurmak daha doğru olacak. Bir de hayli vahşi, neredeyse Final Destination ayarındaki ölüm (cinayet?) sahnelerine mim koymak lazım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi