• Detroit Metal City


     

    Pop şarkıları söylemek isteyen, Amelie gibi Fransız filmlerinden hoşlanan, ailesine karşı saygılı, son derece mülayim bir death metal vokalistinin trajikomik dramını izlemeye hazır mısınız? Harika bir komedi olan Detroit Metal City her biri 13 dakikalık 12 bölümden oluşan bir OVAlar bütünü. Arkada Studio 4C gibi çılgın ötesi bir stüdyo, yönetmen koltuğunda Mushishi ile büyük ün kazanmış Nagahama Hiroshi ve kameranın önünde Krauser'e "dönüştüğünde" tamamen fıttıran Negishi gibi bir süt oğlan. Negishi, ağır sapık bir baterist ve silik kalan bir bas gitaristten ibaret grubumuz DMC. Grubun stüdyosu Death Records'un inanılmaz repliklere imza atan başkanı ve elbette grubun birbirinden salak hayranları. Karşınızda toplam süresi 2 saati bulan sınırsız bir komedi.

     
     

    Negishi sevdiği tarzda şarkıları söyleyebilmek ve geçimini bu sayede sağlamak için evinden kalkmış Tokyo'ya yerleşmiştir. Oysa işler beklemediği biçimde gelişmiş ve kendini bir şekilde Detroit Metal City (DMC) isimli death metal grubunun vokalinde bulmuştur. DMC yaptığın müziğin önüne geçen sahne performanslarına imza atmaktadır. Hayranları tarafından çıkartılan ipe sapa gelmez hikayeler sayesinde Krauser (Negishi'nin sahne ismi) tam bir efsaneye dönüşmüştür. Bu hikayelere göre Krauser anne-babasını öldürmüş ve öldürdükten sonra onlara tecavüz etmiştir. Krauser bu inanışlara göre önüne gelen kadına tecavüz eden, polisleri öldüren, dünyayı yok etmeye gelmiş bir iblistir, hatta Şeytan'ın ta kendisidir. Oysa makyajını silip sokakta yürümeye başlayan Negishi bir tek atınca feleğini şaşıran tam bir kekodur, saftiriktir, bakirdir, eziktir... kısacası bir anti-kahramandır.

     
     

    Lakin bu seri, mizahının arkasında dururken o kadar cesurdur ki Negishi'yi bu durumdan kurtarmaya çalışmaz, aksine onu daha da yerin dibine sokacak durumlar yaratır. Clark Kent'in Superman'e dönüştüğü gibi Negishi de sahne kostümünü giyip Krauser'e dönüştüğünde kendi hayranlarının gözünde bir süper kahraman gibidir. Onun yaptığı her şey hayranlarının gözünde bir efsanedir, kendilerine bir mesajdır. Yine de yönetmenin tercihiyle bu süper kahraman bölümlerden birinde çizmenin altına terlik giymeden eve girmez.

    Serinin temposu inanılmaz hızlı olduğundan birçok espri kaçırılabilir. Bir hayli fazla, hem de çok hızlı gelişen diyaloğu barındıran seri Studio 4C'den bekleneceği üzere sıradışı. Küfür, şiddet, cinsellik sahnelerinin köküne kadar zorlandığı seriyi bu tip uçuk kaçık yapımları izlemek isteyen herkese öneririm. Son olarak da güzide OP'si Satsugai çok nezih sözlere sahiptir, mutlaka arşivinizde bulundurmanızı temenni ederim...

     

    2 Görüş:

    1. Değerlendirmeni okurken cidden sesli güldüm mükemmel anlatmışsın seriyi izlerlerkende bolca ve sesli gülmüştüm.
      Satsugai'de cidden çok nezih bir parçadır.:D
      Birde bunun live action filmi vardı yanılmıyorsam ama daha izlemek nasip olmadı. Nedersin izlemek gerekir mi?

      YanıtlaSil
    2. Evet, bir filmi var diye biliyorum ben de ama izlemedim. Animedeki olayları kanlı canlı insanların oynaması dışında live-action filmlerin ne işe yaradığını henüz çözebilmiş değilim :)

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi