• Kill La Kill - 05+06




    Size iki yararlı bilgi vereyim.
    1: Kill La Kill geyik bir seri değil ama hiç ciddileşmeyecek.
    2: Paku Romi!

    Seslendirme sanatçılarından belki de en ünlüsü Satsuki'nin anasını seslendiriyor. Bu kadın öylesine ünlü ki seriye giriş yaptığı sahne bile resmen ona özel tasarlanmış. Arkadaki müzik kesiliyor, Paku tek bir cümle söylüyor ve koro başlıyor. "Hoşgeldin" ile "Bizi şereflendirdin" arasında bir takdim bu.

    Geçen haftalardan birinde demiştim ya Kill La Kill aslında içi dolu bir seri diye, yavaş yavaş aydınlanmalar başladı. Önce 5. bölümde çıkagelen izbandut Kinagase Tsumugu sayesinde çıplaklık fetişi öğretmenin niye ara ara dengesizleştiğini anladık, bu haftaki dövüş sayesinde de Kill La Kill'in alelade bir shounen olmadığını yeniden hatırladık. Ryuuko öyle her hafta yeni bir düşmanı marizleyip seri finalinde Satsuki ile kapışamayacak. Hem zaten seri de bu level atlama modunun gayet farkında olduğu için müzikle kafayı bozmuş Jakuzure Nonon'un ağzından konuştuğu 5. bölümde bu temcit pilavı shounen klişesiyle inceden bir dalgasını da geçti. "Evet, güçlüleri sona saklamadık." "Hayır, Ryuuko yavaş yavaş güçlenmeyecek."

    Hepsini geçiyorum (kendimden geçiyorum), üniformalı bir orduya karşı gerillalardan oluşmuş nüdist timi nedir allasen?! Bu ne kadar geyik ve aynı zamanda istediğin yere çekebileceğin kadar derin bir mizahtır. Üniformaların statü belirleyen kimlikler olduğunu düşününce bu yaklaşım totaliter topluma nasıl da sağlam bir ayardır. Tamam, tamam, yine abartıyorum, Kill La Kill öyle sofistike bir seri değil. Alt tarafı her karakterin paso frikik verdiği, çok kötü animasyona sahip, klişe bir shounen bozması mahou shoujo falancası. Yoksa her bölümünde sıradışı birkaç animasyon birden sergileyen, başkarakterini ödül almış bir seiyuunun seslendirdiği, Paku Romi gibi bir efsanenin de kadroya katıldığı, nanosaniyelik detaylarla müthiş güldüren, aklına geldikçe başka serilere kart atan (!), 90'larda Japonya'yı iyice popüler kılan "anime" kavramıyla tamamen örtüşen bir seri hiç değil.

    Değil, değil.

    6 Görüş:

    1. Yorumlarınız çok iyi ancak, güncel seriler dışında farklı animeleri de ele alamaz mısınız? filmler olsun veya eskiden yazdığınız üstü gömülmüş animeler olsun çıkarıp tekrar yorumlayamaz mısınız?

      Okumak için haftada bir kaç kere giriyorum ancak çoğu zaman hiç yeni bir şey olmuyor.

      Lütfen biraz daha canlandıralım şu bloğu....saygılarımla...

      YanıtlaSil
    2. (eskiden yazdığınız üstü gömülmüş animeler olsun çıkarıp tekrar yorumlayamaz mısınız?) şu kısmı yanlış yorumladım. Unutulmuş eski serileri gün yüzüne çıkartamaz mısınız olacaktı...k.bakmayın.

      YanıtlaSil
      Yanıtlar
      1. Kusurun lafı olmaz.
        Bu aralar aşırı yoğun çalıştığım için KLK hariç anime izleyemiyorum. Blogun yıl dönümünde (Şubat) bu dediğinize uygun bir sürprizim olacak, ki zaten eskileri de o sürpriz için izliyordum. Kısa vadede 90 öncesi OVA ve filmlere yöneleceğim.

        Sil
    3. Çok iyi oldu bu haber bekliyoruz..

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi