• Shingeki no Kyojin - 01




    Her sezon öncesi kendimce ufak bir öngörü yapıp rehberlerin en sonuna o sezonda en çok öne çıkacağını düşündüğüm iki serinin görsellerini koyuyorum. Yetmezmiş gibi twitter üzerinden kupon yapmaya da başladım. Yine sürprizlerden yattığımı söyleyebilirim ama hiç değilse favorilerde hedefi buldum gibi.

    Aklın yolu da bir gerçi. Herkesin beklediği iki seri de bu beklentilerin boş yere olmadığını kanıtladılar. 2 gün arayla yayınlanan Aku no Hana da Titan da şu an en çok konuşulan animeler olmuş durumda. Fakat belli ki Titan çok geçmeden herkesi kucaklayıp kendini izleten bir seri olacak.

    En son Death Note'un böyle bir etki yarattığına şahit olmuştum. "Anime ne yaw?" insanlarını bile yanına çekip resmen gündem yaratan bir seriydi. Shingeki de aynı potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Özgün ve başka mecralara da uyarlanabilecek (live action film/dizi) esneklikte olan epope benzeri bir hikaye, destansı özellikleri sivrilten müzikler, yer yer aşırı yükseltilmiş ve çok iyi kotarılmış fps (OP öncesi çarpışma), karakter tasarımlarında seçilen karikatüristik çizimler sayesinde neredeyse hiç fark edilmeyen ve sahneye çok iyi yedirilmiş CGI (çanın çalması), daha yeni biten harikulade başka bir serinin (Jojo) sanat yönetmeni Yoshihara Shun'ichirou ve -tekrar başa dönerek- tüm bunları idare eden Death Note'un yönetmeni Araki Tetsurou.

    Filmlere yaraşır kalitedeki fragman zaten az çok fikir vermişti, yani ne beklediğimizi biliyorduk. Devasa titanlar cüce insanlara saldıracak, hızlı bir aksiyon yaşanacak, epik savaşlar cereyan edecekti. İlk bölüm ise önceki cümlenin yalnızca ilk virgülüne kadar olan kısmı canlandırarak acele etmediğini gösterdi, ki zaten serinin de 2-cours (24-26 bölüm) süreceği açıklandı. Fakat açılış bölümü, fragmanın haber vermediği başka bir yönünü çıkardı Shingeki no Kyojin'in: Hiç yontulmamış ve çok sert bir dramatik yapı.

    Bir anneye oğlunun savaşta öldüğü nasıl anlatıl(a)maz üzerinden başlayan bu bodoslama dalış, bölüm sonundaki gore sekansla iyice vahşi bir yapıya büründü. Belli ki başkarakter Eren ve ondan daha çok korkulan Mikasa hariç bu serideki herkes kolayca harcanabilir. Açıkçası yine bir shounenle karşı karşıyayız ama bu seferki, klonlanmış günümüz shounenlerinin aksine daha ziyade Fullmetal Alchemist ayarında bir ciddiyete ve cesarete sahip.

    Benim asıl dikkatimi çekense titanların tasarımları oldu. Fırtına öncesi 1 saniyelik sessizliğin ardından duvardan "ceee" diyen devasa titan bir anatomi modeline benzerken, boy olarak daha kısa olanların ise vücutlarını kaplayan derileri vardı. Sanki boyları kısaldıkça insan formuna bürünüyorlarmış gibi bir izlenim yarattı. Mangayı her zamanki gibi okumadım ama eğer bu tasarım bilinçli bir tercihse duvarların dışındaki dünyayı merak eden Eren'in (ve onunla beraber bizim) aydınlatacağı gerçek ilginç bir etimoloji fikrine varabilir.

    Bu seriyi haftalık yazmayan bloggerı dövüyorlar, yine de belirteyim istedim.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi