• Otona Joshi no Anime Time: Life's Best 10




    40'ına merdiven dayamış, uyku tutmayan gecelerde hayatının en iyi 10 anını sıralayan, sürekli geçmişini gözden geçiren bir kadın var bu kez. Otona Joshi no Anime Time mutlu mesut romantik komedilerin allanıp pullanmış basmakalıp karakterlerinin yerine bir kez daha beklediğini alamamış bir kadını anlatıyor.

    Projenin tamamındaki bu yalın karakter seçimleri ister istemez bir gerçekçilik doğuruyor. Romantik komedilerde tesadüf kombolarıyla üretilen mutlu sonları bu projede görmek zaten imkansız. Anime edilmiş kısa filmlerden farksız olan Otona Joshi yapımlarının kendi içlerinde gösterdikleri farklılıksa çeşitli ülkelerle neredeyse özdeşleşmiş sinemasal anlatımlara olan benzerlikleri.

    Life's Best 10 de tıpkı bir Fransız filmi gibi. Bones'un prodüksiyonunda aktarılan bu eser, projenin diğer animelerinde olduğu gibi yine buruk bir tada sahip. Aradan 25-30 yıl geçmesine rağmen ilk aşkını tekrar görmek için okul toplantısına giden Hato'nun hayatında dolduramadığı boşluğu işleyen bölüm, yetişkin hayatını çok iyi analiz etmiş sürpriz bir gelişmeyle sonlanıyor. Sıralamanın yeri bu kez bir daha değişmemek üzere sabitlenirken Hato'yu kahkahalara boğan bu sürpriz, izleyicide ise buruk bir gülümsemeye yol açıyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi