• Maken Liner 0011 Henshin Seyo!



    Havada giden ve insana ihtiyaç duymayan arabaların bulunduğu geleceğin Japonya'sında kuyruklu yıldız yağmuru gerçekleşir. Tek arkadaşları dört tane köpek olan Tsutomu okuldan eve döndüğü bir gün, bilim adamı olan babasının uzaylılarla ilgili açıklamaları yüzünden etrafındaki çocuklarla kavgaya tutuşur. Kimse Tsutomu'nun babasına inanmasa da devasa böceklere benzeyen uzaylılar kuyruklu yıldız yağmuruyla birlikte dünyaya gelmiş ve gezegeni istila etmeye başlamışlardır.

    Tsutomu uzaylıların ilk saldırılarıyla dört arkadaşını (köpekleri) da kaybeder fakat babası ona bir doğum günü hediyesi verir: Köpekleri üstün donanıma sahip ve gerektiğinde birleşerek bir uçağa dönüşen birer sayborga dönüştürmüştür. Uzaylılara karşı birlikte savaşan beş kafadar 50 dakikalık film boyunca çeşitli maceralara girecektir.



    Aksiyonun ve sıradan bir bilim kurgu felaketinin ön planda olduğu film mantıksızlıklarla dolu hikayesini göz ardı ederek yalnızca Tsutomu ile sayborg köpeklerin kahramanlıklarına odaklanıyor. Oldu bittiye getirilmiş pek çok gelişmeyi olağan gösteren tavrıyla basit bir seyirlik olarak kendini tanımlayan Maken Liner'ın 1972 yılındaki anime sektörüyle ilgili bir fikir verebildiğini söylemek imkansız.

    1 Görüş:

    1. Uzun zaman önce, izlerim diye indirmiştim dvd kalıbını. İncelemeni görünce aklıma geldi ve ne yalan söyleyeyim pek izleme hevesim kalmadı :)

      Gerçi ekran görüntülerinden canavar çizimlerinin gayet detaylı olduğu görünüyor. Fikir edinmek adına izleyebilirim.

      İnceleme için teşekkürler.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi