• Chihayafuru - 32




    Maç olmadığı zaman Chihayafuru genellikle bağları güçlendiren ve karakterleri bir adım daha geliştiren bir yapıya sahip. Chihaya'nın babasının, kızının yaptığı maçlarla ilgili gazete kupürlerini toplamayı sevdiğini biliyorduk. Ablasının da ailenin ilgi odağı olduğu yeni bir gelişme değildi. Chihaya'nın annesini ise ilk kez bu kadar ön planda gördük. Gerçi beklediğimiz sözleri dillendirmekten öteye geçmedi ama kahramanımıza olan desteğini gösterme açısından çok gerekli bir süre aldı.

    Karakter gelişimi bu serinin can damarı. Maçlardaki o muhteşem heyecana kendimizi kaptırmışken bile en azından bir karakterine yeni bir eklenti getirmeyi başaran bir seri Chihayafuru. Bu hafta ise yeniden başkarakter Chihaya'ya, ailesinin ona duyduğu güvene, ilk sezonda hep ön plandaymış gibi gösterilen ablasının gerilemesine odaklanılması bu yüzden sürpriz değil. Ayase'lerin emin adımlarla yürüyen çocuğu artık Chihaya.

    Öte yandan, serinin bariz bir şekilde romantizme ağırlık vermeye başladığı da çok belli. Hanano Sumire'nin kadroya dahil edilişi bile bu bölümdeki gibi bir anda patlayan "Hoşlandığın biri var mı?" sorularına mahal vermek için tasarlanmış. Fakat Chihaya'nın hoşlanma, aşk, sevgili gibi yaşına uygun düşen meselelere merakı yok; Hanano'nun sorusunu cevaplamadı ama illa bir cevap verecek olsaydı o da "Evet, var. Hem de 100 tane!" şeklinde olurdu. Sonuçta karutadan başka düşündüğü tek şey, "sınavdan nasıl 70 alırım" olan bir kızdan bahsediyoruz.

    Serinin temposu ilk sezona oranla bir hayli hızlı. Bölge Şampiyonası'nı bitirdik, Ulusal Şampiyona için kampa girdik. Arata çok yakında yeniden görünecek ve henüz sadece 7 bölüm geride kaldı. Sanki serinin son sezonunu izliyormuşuz gibi bir hava yaratıldı. 3-4 bölümlük Ulusal Şampiyona arcı da bittikten sonra seriyi yarılamış olacağımıza göre, geri kalan yarının nasıl bir seyir izleyeceğini gerçekten merak ediyorum.

    1 Görüş:

    1. O eski haliiindeen eser yok şimdi, animedyum dınınınını

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi