• Chihayafuru - 29-30-31




    Haftalık olarak yazmaya söz verdiğim tek seriyi de üç hafta kadar geciktirdiğim için üzgünüm. 29. bölümü izledikten sonra yine bir tembellik, uyuşukluk sürecine girdim; 30. bölümde zaten şehir dışındaydım, çok geç izleyebildim. Bundan sonra aksatmak yok... umarım.

    Bir bakıma iyi de oldu (polyanna was here), turnuva arcını bitirmiş olduk. Chihaya'nın saykoya bağlayıp kart vermeden kazandığı maçtan sonra maçların formaliteye dönmesini bekliyordum ama geçen yılki rakibe karşı verilen mücadele karutanın özünü yansıtmayı başardı.

    Geçen yıl bu seriyi haftalık bloglarken karutanın bir oyun değil, bir spor olduğuna gereğinden fazla vurgu yapmıştım. Yeni sezondaki ilk turnuvada açık açık spor vurgusu yapılması beni çok sevindirdi. Miyauchi Taeko (Beden eğitimi öğretmeni)'nun turnuvaya gelişi ve gözlerine inanamaz bir tavırla ağzından dökülenler karutanın nasıl benzersiz bir spor olduğunu çok iyi açıkladı: "Her şiir seni bin yıl geriye götürüyor. Kaç spor dalı bunu başarabilir ki?"

    Kadınların sevgilisi Taichi'nin karakter gelişimi bu turnuva boyunca en dikkate değer unsurdu. Taichi hep etrafında olup bitenlere dikkat edip takım arkadaşlarının başarılarına odaklanan bir gençken, nihayet ferdi başarısının nasıl geleceğini anladı ve turnuva boyunca da bir daha hiç kaybetmedi. Chihaya bile kaybederken Taichi'nin fire vermeden kazanması merakla beklediğimiz Chihaya-Arata mücadelesini yeniden bir üçgene dönüştürdü. Chihaya geçen sene resmen ezildiği Queen ile oynarken Arata ile Taichi Master maçı için tatamiye oturabilirler mi? Eğer 3. sezon hiç düşünülmüyorsa böylesi iki maç karuta tanrılarını da izleyiciyi de fazlasıyla tatmin eder. Kesinlikle Taichi'yi tutarım, orası ayrı.

    1 Görüş:

    1. Bende Taiçi'yi tutarım bir arkadaşım koyu Aratacı hep kavga ederiz :D

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi