• 2013 Kara Kış


    Her sezon yeni stüdyolar, yeni animeler derken yeni bir heyecan oluyor değil mi? Değil.

    Artık yeni serileri çok çabuk bırakacağım. Bazılarını ilk bölümünün 3-4. dakikasında, bazılarını ilk bölümün sonunda, birkaç istisnayı da 2. bölümden sonra bırakacağım. Blogda gitgide daha az güncel seri görecek, daha ziyade çok eski serilerin yazılarıyla karşılaşacaksınız. Sefalet içindeki kış sezonuyla da bu ukalalığı başlatıyorum. Görünen o ki yalnızca Chihayafuru'yu haftalık olarak yazacağım, belki bir ihtimal de Sasami-san'ı.

    Sezon o kadar leş ki bu yazıyı güzelleştirmek bile içimden gelmiyor.
    Maoyuu Maou Yuusha: Evet ya, savaş ekonomisi çok önemli bir mevzu. İlk bölüm için biraz konuştum da sonra nete iki tane gif düştü: 1 ve 2. Çok uzun anlatmaya gerek yok, daha baştan ümitsiz vaka.

    Cuticle Detective Inaba: Bunun da ilk bölümü için bir şeyler yazmaya çalıştım ama ne kadar güdük bir yazı olduğu her halinden belli. 25 dakikanın 2-3 dakikasında belki gülerim diye izlemek gereksiz.

    Minami-ke Tadaima: Zararsız bir aile komedisi. İlk 3 sezonu izlemediğim için çok fikrim yok ama ilk bölümü hafif tonda ve orta karar bir komedi sunuyor. Bomboş bir zaman dilimi yaratırsam bir ihtimal ilk 3 sezonu hızlı hızlı izlerim... ama minimum 5 sene sonra.

    Senran Kagura: Konu ve karakterler farklı, geri kalan her şey bilindik ecchi formatında. Manasız göğüs sıkıştırma sahneleri, baş kaldırmış memeler, kavuşmayan düğmeler, zalım oy zalım.

    Bakumatsu Gijinden Roman: Lupin'i alıp 200 yıl önceye götürürsen yine eğlenceli olabilir ama bunu yaparken 2013'ü de yanında götürmek abesle iştigal. İlk bölüm cidden sıkıcıydı ama ondan önemlisi serinin de sıkıcı olacağına dair verdiği ipuçları. Gündüzleri Bay Yardımcı, geceleri Bay Sevimli Hırsız... Eh işte.

    Zettai Karen Children: The Unlimited: Yine ilk sezonu izlemediğim için hakkında fazla bir bilgim yok ama ilk bölüm şu ana kadar sezonun en iyisiydi. Aksiyon, özel güçler, kaotik bir dünya...

    Amnesia: Off! Beklentilere göre en kötü açılış bölümü. Uyumamak için kaşık kaşık kahve yiyip üstüne kola içip ardından da redbull ile cila yapmak lazım. Tipik bishounen ama konulu...


    Tamako Market: KyoAni çok yeni bir şey yaparak bu sefer sevimli şeyleri büyük bir sevimlilik içinde yapan sevimli kızların yanına bir de küstah ve görece sevimli bir kuş eklemiş. He, bir de kalın erkek sesli hatun görünümlü sarışın çiçekçi var. Yapmiiniz, etmiiniz...


    KISALAR

    Puchimas Petit Idolmaster: Kafasının yerinde P harfi olan bir karakter ve her taraflarından moe fışkıran veletler var. 2 dakikalık bölümleri var, başka da bir numarası yok.

    Mangirl!: Sevimli kızlar manga işine giriyorlar. 5 dakikalık bölümleri var, galiba komedi yapmaya çalışıyor.

    Ai Mai Mi: Burada da bu kez manga çizen kızlar var. Uuu, çok farklı... Yine 5 dakikalık bölümler.

    Yama no Susume: Yine 5 dakikalık bölümler (bu işte bir terslik var). Sevimli iki kız dağa çıkacaklar.

    Ishida to Asakura: Geyik bir seri ama kısa olduğu için azami 3 esprisi var. Bir ihtimal eğlenceli olabilir.

    Senyuu: Bu da komedi (sanki kısalardan farklı bir tür beklermiş gibi). 3,5 dakikalık bölümleri var. RPG tarzı bir oyunun içindeymiş gibi ilerliyor. Başka animelere de sataşacakmış gibi bir havası var.

    6 Görüş:

    1. Japon otakular durumdan memnun. Bizim de işimize gelirse artık. Adamlar para veren kesimi dinler tabii. Ecchi istiyorlar hep. Yakında hentai ana tür olur içine de azıcık sci-fi, aşk, dram Allah ne verdiyse eklerler.

      YanıtlaSil
    2. Önceki sezondan kalan serilerin hepsi sona ermeyip devam etmesi sebebiyle, izleyecek fazla bi'şey çıkmazsa üzülmeyeceğim. Hatta sevineceğim, seviniyorum da :)
      Hem eskilerin kalitelilerini izlemek gibisi var mı? Aslında 90'lar ve sonrasına eski demeye ne hacet, pırlanta gibi parlıyorlar tazeden.

      YanıtlaSil
    3. tamako market kaçırılmaz. leş denilmez. izleyince demezsin herhalde sanırım :D ben beğendim.

      YanıtlaSil
    4. Açıkçası benim sezondaki tüm beklentim de Nekomonogatari ile özellikle de Kizumonogatari idi zaten. Maoyuu Maou Yuusha'dan da iyi bişeyler bekliyordum ama yorumlarına bakarak ilk bölüme bi göz atmaktan bile vazgeçtim açıkçası.

      YanıtlaSil
    5. Başkalarının yorumuna bakarak vazgeçmeyin. İzleyin kendi kararınızı verin. Sübjektif bir blog sonuçta.

      YanıtlaSil
    6. Tamamen katılıyorum. Sezon başlamadan önce listeyi açıp baktığımda 3-4 tane zorlaya zorlaya seri çıkardım kendime takip edilebilir olarak. Sonra ilk bölümler çıkmaya başladı, bu seçtiğim serileri izledim ve hiçbirini izlememeye karar verdim. Hani "Yok artık bu kadar da boş olamaz" deyip baştan düşünmediğim birkaç seriyi daha izlemeye çalıştım ama hepsinin ilk bölümünü yarıda kestim. Umarım bu bir trendin başlangıcı değildir de önümüzdeki sezonlarda düzgün animeler görebiliriz. Belki de 2012'de dünyanın sonu geldi de haberimiz yok, hale bak...

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi