• İnsanlık Geriledi - Yek


    <- Önceki Bölüm: Kapı

    Kapının sadece içeriden değil, dışarıya da kapandığını fark etmesi uzun sürmedi. Evet, kapı, evinde geçirdiği süre boyunca ona bir güvence sağlıyordu lakin insan bu emniyetin aynı zamanda bir engel teşkil ettiğini de anlamıştı. Hayatındaki yapbozun bir parçası yerine oturmuyordu ve bu durum da onun canını fena halde sıkıyordu. Adını koyamadığı noksanı giderebilmek için çözüm arayışına girdi. Elleriyle ürettiği cansız cisimler güneşten emdikleri ışığı yansıtmak dışında bir varlık göstermiyor, evini terk edip dışarıda avladığı hayvanlar ise beslenme ihtiyacını karşılamaktan öteye gitmiyorlardı. Hayvanları evcilleştirmek onun dimağının menzilinde bile değildi. İnsan, dokunmak, temas kurmak istiyordu.

    Ev ile kapı, doğumundan sonra unuttuğu hissi yeniden hatırlamasına mani oluyorlardı.

    İsteğini yerine getirmek için dışarı çıkması gerektiğini anladı. Merak ve risk arasındaki ilişki, kemale erdiğinde ona çok sıkıcı ve fuzuli gelecekti ama keşfetmeye aç olduğu için şimdi kendini zapt edemiyordu. Ruhunu koruyan bedenin muhafızı olan kapıyı açarak dış dünyaya ilk adımını attı. Bu sayede bedenini özgür kıldığını bilmese de çok geçmeden hürriyetin vereceği hazzı tattıktan sonra bu meseleyi bir daha aklına bile getirmeyecekti. Aradığını nerede bulacağına dair hiçbir fikri yoktu ama merak sevdasının cazibesi aklını çelmeye yetmişti. Doğumuyla birlikte, ürkekliğinden ve bencilliğinden dolayı günbegün yıprattığı doğaya geri dönüyordu.

    Tabiat, şimdiye kadarki her kusuruna rağmen onu kucakladı.

    Her akşam yemeğinde önüne koyduğu etlerle üstünlüğünü kanıtladığı hayvanlar bu hükümdarın ayak bastığı toprağa yanaşmıyorlardı. Doğanın içinde tek başına ilerlemeye devam etti. Her adımında etrafına bakınıyor, ilgisini çekenlere yaklaşıyor ve yapbozun kayıp parçasını bulmak için uğraşıyordu.

    Olmadı.

    Yürüdüğü yolda aradığını bulamadı; üstüne üstlük çok aşina olduğu yalnızlık, biricik kapısını açmasına rağmen yine her tarafını sarmaya başlamıştı. Temas için neyi aradığını da nereyi arayacağını da bilmediği ve yavaştan gece çökmeye başladığı için evine dönmeye karar verdi. Umutsuzluk hissetmek için önce beklentiye girmesi gerektiğini bilmediği için bunu tek seferlik bir deneme gibi gördü. Belki yarın yine kapısını açardı, belki yarın içindeki boşluğu dolduracak bir mucizeyle karşılaşırdı.

    Yarınlardan bir tanesi sökmek üzereydi. Temassızlık artık bir eksik olmaktan çıkıp açık bir yaraya dönüşmüştü. İnsan kendini gitgide daha da yalnız hissediyordu. Koruma ve korunma amacıyla inşa ettiği kapı, haddini çoktan aşmış ve onun hayatına müdahale eder olmuştu. Kapının bir hata olduğunu idrak eden insan bu kez hışımla evden ayrıldı. Bu kez, aradığını bulana dek geri dönmeyecekti. O kadar hırslı ve istekliydi ki, çıkarken kapıyı kapatma gereği bile duymamıştı.

    Doğa her zamanki hoşgörüsüyle onu karşıladı. İnsanın bu kararlılığı sanki onu da etkilemişti; belki de aradığını bulursa artık kendisiyle uğraşmaz diye umuyordu. Kâh çıkardığı seslerle, kâh kapattığı patikalarla insanı doğru yolu seçmeye sevk etti. Nitekim, insan, çok geçmeden de aradığını buldu.

    Geniş bir arazide önüne çıkan manzara karşısında nutku tutulmuştu. Şaşkınlığın verdiği korkuyla irkildi ve içgüdüsel bir tepkiyle geriledi. Kim bilir, belki de türdeşlerine rastlamayı ümit ediyordu ama onun yerine kendisinden onlarcasına rast gelmişti. Doğa, insana yalnızca yardım etmekle kalmamış, aczini de yüzüne vurmuştu: "'Biz' için önce 'sen'den vazgeç."

    Sonraki Bölüm: Ol ->

    1 Görüş:

    1. Basindan "'Biz' için önce 'sen'den vazgeç." cümlesine kadar etkileyiciydi.


      Var olacagini düsündügüm devamini bekleyecegim.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi