• Code: Breaker - 01




    Sakurakouji Sakura alçak gönüllü ve ağırbaşlı bir kız gibi görünmektedir lakin aslında dövüş sanatlarında kendini geliştirmiştir. İnsanların bir oğlanın mavi alevleri tarafından yakıldıklarını görür ve bu çocuğun transfer öğrenci Oogami Rei olduğunu görünce çok şaşırır. Oogami, aslında var olmayan bir Code Breaker'dır. Oogami dişe diş, kana kan ilkesini benimsemiş soğukkanlı bir katile benzemektedir. Öldürmenin yanlış olduğunu kanıksamış olan Sakurakouji bu çocuğu durdurmaya ve onun taş kalbine girmeye çalışır.

    Fullmetal Alcemist Brotherhood'un yönetmeni Irie Yasuhiro'dan ve çiçeği burnunda 4 senelik bir firma olan Kinema Citrus'tan bir başka shounen. Shounen olduğu için de doğal olarak animasyon vasat ve vasatın altında. Yani hangi animenin ilk karesinde CGI kullanılır ki! Stüdyonun tazeliğine ve ayırabildiği bütçeye yormak lazım tabii.

    Okulun en sevilen kızı başrolde. Derslerinde çok başarılı; erkeklerin kalbi, kızların imrentileri (böyle de bir kelime varmış) onun üzerinde. Ayrıca Sakura boş zamanlarında kamuya karışıp köpekleri besleyen, tuhaf bir olay gördü mü hemen karşısına çıkan polisle olay yerine iştigal eden son derece sorumlu bir karakter. Hepsinin üstüne bir de aikidoda fevkalade usta. Böylesine kusursuz bir kız karakter varken bence seride başka bir kıza ihtiyaç kalmıyor ama işte Sakura'ya bir de yancı katılmış ki varsın çeşitlilik olsun.

    Açılış bölümünün sonundaki suni sürpriz tekniğini kullanan kalmamıştır diye umuyordum ama Code Breaker sayesinde bir kez daha yanıldım. Hepimiz o karakterin ölmediğini ve ölmeyeceğini biliyoruz herhalde. Maksat gelecek haftaya kadar seyirci biraz merak etsin. Neyse, sonuçta dünyayı yakıp yok etmek isteyen ve Sakura'nın tam aksine hayli atipik bir karakter olan Oogami'nin sürükleyeceği seri büyük ihtimalle epik savaşlara sahne olacak. Shounen türünü sevenler için iyi bir alternatif olabilir, en azından karakterleri bir shounen için çok alışıldık tipler değil.

    4 Görüş:

    1. Tırt bir konusu olduğunu tahmin ederek neymiş diye ilk bölümü izleyim dedim. İlk bölüm sonundaysa şaşırdığım tek konu çizimler ve animenin tarzı oldu. Senaryo tahmin ettiğim üzere beni pek şaşırtmadı. Fakat o 90'lardan kalma bilim-kurgu ve aksiyon animelerinden alıştığım çizimler ve arkafondaki tınıları hafiften özlemişim doğrusu. (Haa, senaryo da o zamanların super power-shounen türünün tüm klişelerini barındırıyor, ayrı. O kısmını pek özlememişim :) )

      Bölümde nerede CGI gördün anlamadım. (Açılış ve kapanışı izlemeden es geçtiğimi söyleyim ama) Benim gözümden kaçtı herhalde. Tamamen eski usül çizimler barındırıyordu benim gördüğüm kadarıyla. Hatta karakter tasarımları, renklendirmeleri dahi 90'lardı. Onun dışında animenin konu olarak pek bir şey vermeyeceği zaten ortada, haklısın. Haa, şu yeni parıl parıl parıldayan karakterleri değil de eski usül sevenleri, dediğim gibi çizimleriyle aksiyon tarzıyla "bir gıdım" doyurur sanki...

      YanıtlaSil
    2. Kızın bindiği otobüsün ilk göründüğü, ekrana doğru yaklaştığı sahne. Araçların hareketlerinde CGI alıştım da bismillah ilk kareden görmek yeni bir deneyimdi.

      YanıtlaSil
    3. Hmm olabilir belki de, ama ben yine göremedim. Tek açıdan çizilmiş bir otobüs, basit bir animasyon hilesiyle, çizim bile değiştirilmeden büyütülüyor sanki... Tabii yanılıyor da olabilirim.
      http://postimage.org/image/4m66lcl3v/
      http://postimage.org/image/8wkugxq6z/
      http://postimage.org/image/p8uw6o4ij/

      Neyse, 2. bölümü de izledikten sonra 90'lar özlemine insan bir bölümde doyuyormuş onu anladım. :) Zaten ilk bölümdeki karanlık ortam, gölgelemeler falan ikinci bölümle silinip gitti sanki. Benimkisi çölde görülen serapmış meğer.

      Şöyle eski usül çizimlerle ağız dolusu bir komikli bilim-kurgu açıp izleyim ben bari yine... Kaptan Tylor gibi mesela.

      YanıtlaSil
    4. evet anime dandik. ama başladım ve kendimi izlemek zorunda hissediyorum. ne yapmalıyım ?

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi