• Binbougami ga! - 01



    Güzel vs. çirkin, büyük göğüs vs. tahta göğüs, sonsuz şanslı insan vs. öte bedbaht tanrıça... Bu kadar zıt iki karakterin 13 bölümlük boks maçı gibi görünüyor Binbougami ga. Kullandığı dil ve karakterlerinin saldırgan tutumlarıyla hem vahşi bir üslubu var hem de başka animelere dokundurması ve dozu nefis ayarlanmış ecchi ögeleriyle güzel bir çekiciliği. Ayrıca gerçekten komik.


    Gintama'nın 2. sezonunu yöneten Fujita Youichi var serinin başında. Bu bile mizahın boyutlarını anlatmak için yeterli olabilir. Hemen başlarda destursuz bir şekilde Medaka Box'a, Dragon Ball'a, Lupin'e göndermeleri sıralayan bölümden yola çıkarak sanki tüm yapının başka animelere sataşmak olduğunu düşünebiliriz ama kazın ayağı o kadar basit değil. Aksine kendine ait bir hikayesi ve bu hikaye için hakkında uzun uzun düşünüldüğü her halinden belli olan iki karakteri var Binbougami ga'nın.

    Gudubet görünümlü bir tanrıça olan Momiji, haddinden fazla şanslı olduğu için etrafındaki insanların da talihlerini sömüren Sakura Ichiko'ya denge ayarı yapmak için dünyaya geliyor. Ichiko ise güzel, çekici, zeki, çalışkan, atletik, başarılı ve bu ayardaki tüm kavramları bünyesinde toplayan bir insan. Fakat yakın zamanda izlediğimiz benzer bir karakter olan Medaka'nın aksine Ichiko süper ukala, küstah, arsız ve doyumsuz. İşte seriyi çekici kılan da bu: Ichiko'nun bir egosu var.

    Keza Momiji'nin de bir egosu var. Emrinde çalıştığı tanrıya, dünyaya gelmeden önce "ya benim dizi kaçacak, onu bir kaydediver sevabına" diyecek kadar tatlı bir egosu var hem de. Özetle görünüşte birbirine tamamen zıt bu iki karakterin, üzerlerine fazlasıyla düşünülmüş ve içleri doldurulmuş kişilikleri var. Daha ne istenir ki! İkisinin çarpışmasını izlemek ve bu çarpışmayı da ecchi-komedi unsurlarıyla beslemek, animasyonu Sunrise'a bırakmak... eh, bu kadar basit işte kendini izlenebilir kılmak.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi