• Sakamichi no Apollon - 06



    Cidden bu serinin niçin 12 bölüm olarak tasarlandığını biri açıklamalı. Daha yakın geçmişte Guilty Crown gibi felaket bir projeye 2 cours gösterim tanıyan noitaminA'nın neden Tsuritama ile Sakamichi'ye 11-12 bölüm verdiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Hadi Tsuritama yönetmeni nedeniyle belki 11 bölümde kotarılabilecek bir anime ama Sakamichi değil 12, en az 26 bölümü hak ediyor.

    Mangadan uyarlanan eser zaten seçtiği tarih itibarıyla belli bir dönemi arka planına yerleştiriyor. Sırf bu dönemin dokusunu tutturmak (hadi, daha doğru tabirle "hissettirmek") için bile ekstra dakikalar gerekiyor. Watanabe mümkün mertebe konuya odaklandığı içinse hiç ardına bakmadan devam ediyor. Hal böyle olunca hem kurgusal hem de anlatımsal eksiltiler meydana geliyor.

    Kendi adıma, bölüm sonundaki sahilden koşarak ayrılma ve otobüse binme sahnesinde bariz bir eksiklik hissettim. İki hafta önceki bölümde trex ex'in bulamamaktan şikayet ettiği "etkiyi" ben de bu kaçış faslında bulamadım. Resmen 3-4 kare kesilmiş gibiydi.

    Hadi bu sahne işin kurgusal yanı. Anlatımsal olarak ise aslında eksilti tabirini kullanmam doğru değil ama izlerken gerçekten bazı noktaları birbirine yapıştırmakta güçlük çektiğim oluyor. Misal, Ritsuko'dan vazgeçen Kaoru'nun dönüşümü bu kadar hızlı mı olmalı? Tamam, şansını denedi ve başarılı olamayacağını anladığında aradan çekildi ve hatta şimdi Ritsuko'yu memnun etmek için Sentarou'yu manipüle etmeye çalışıyor.

    Aslında bölümlük değişen mevsimlerle aktarıldığı üzere serideki zaman da çok hızlı bir şekilde ilerliyor. Kaoru'nun hislerinin de bu yaz tatili (yoksa bahar mıydı... yakalayamıyorum artık) sonrasında değişmesi son derece normal. Fakat bu değişimi izlemek yerine bir anda değişimin sonrasıyla karşılaştığım için resmen afallıyorum. Bu post-etkiyi aynı bölüm içinde hem kabullenmek hem de benimsemek zorunda kalıyorum.

    Cidden bu serinin niçin 12 bölüm olarak tasarlandığını biri açıklamalı.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi