• Tsuritama - 03



    Her zamankinden fazla sayıda kaliteli yapımın yayınlandığı bir sezonda Tsuritama aralarından en tuhafı ve en farklısı olarak yoluna devam ediyor. Tsuritama her ne kadar Nakamura Kenji'nin önceki işlerinden bile belirgin şekilde farklılaşsa da yönetmenin adını kazıdığı bazı özellikleri sürdürüyor.

    Çirkinliği ve nahoşluğu da en az güzellik kadar ön plana çıkartan, zaman zaman yücelten Kenji'nin bu serideki en göze çarpan yeniliği kullandığı renk paleti. Genellikle kaotik, depresif, kuru ve solgun renklerle çalışmayı seven Kenji bu kez ezberini bozup renkleri neredeyse sıradan bir lise animesinin ayarına getiriyor. Oysa anlatım üslubunda hiçbir değişiklik yok. Yine önemli detayları ve yaratıcı anlatım tarzını ya karakterlerini fazla konuşturmayıp yalnızca hareket ettirerek (Prens'in annesinin ölü olduğunu anlamamız) ya da üzerinde düşünmemize yol açan diyaloglar aracılığıyla (büyükanne ile Haru'nun bahçedeki konuşmaları) bizlerle paylaşıyor. [C]'den sonra yeniden orta yolu bulduğunu hatırlatıyor.

    Kenji'nin her işinde olduğu gibi Tsuritama'da da bir gizem mevcut. Uzaylı Haru ile kardeşi Coco'nun bel bağladıkları Yuki'nin bir balığı tutması gerek. Haru ile Coco'nun dev bir denizanasına (ing.jellyfish - birazdan lazım olacak bu bilgi) benzeyen uzay gemileri ise denizin dibinde. Balığın tutulması dünyanın kurtarılması anlamına gelecek (en azından şimdilik söylenen bu). Öte yandan dünyadaki uzaylıları ve paranormalimsi aktiviteleri (Bermuda sendromu) inceleyen tuhaf ötesi bir örgüt olan Duck a.k.a MIB de işin içinde. Akira'nın Duck merkez ile yaptığı görüşmede Coco ve Haru için kullanılan JF1 ve JF2 kod isimler de belli ki jellyfish'in kısaltmaları.

    Büyükannesinin bir kez daha hastaneye kaldırılması Yuki'yi depresyona itiyor ve Yuki'nin de etrafındaki herkesi itmesine neden oluyor. Seri başından beri Prens'in de herkese mesafeli davrandığını biliyoruz ve bunun nedeninin annesinin ölümü olduğunu bu hafta öğreniyoruz. Sondaki çılgıncasına koşma ise Yuki'nin yağmur altındaki gaza gelişiyle paralellik gösteriyor: Her ikisi de yüreklerine oturmuş ağırlığı parçalamış oluyorlar.

    Süreklilik gerektiren anlatıma hala çok uygun olmadığını düşündüğüm, daha doğrusu bölümsel anlatımda çok büyük bir usta olduğunu düşündüğüm Kenji'nin Tsuritama'ya çok iyi hazırlandığı belli. Bu bölümdeki mutluluk+teşekkür ve ölümlü çiçeklerin güzelliği tam onun isteyeceği türden metinler. Bakalım bu hikayenin altını nereye kadar kazabilecek.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi