• Kuroko no Basuke - 04



    Mantık hataları başladı gibi. Karakterlerin ve hikayenin basit tutularak gerçekçi kılındığı bir anime için en tehlikelisi de bu gerçekçilikten ödün vermek olur sanırım. Son hücumda azman Kagami'nin yaptığı bloktan sonra top yere iner inmez hemen orta sahaya kadar gelmesi inceden bir "yok artık Lebron James!" havası estirdi hani. Keza kaptan Junpei (No.4)'nin bazı hücum setlerinde o kadar abuk şutları var ki, örneğin savunmacısıyla birlikte şuta kalktığı ve geri kalan 8 oyuncunun bu ikilinin arkasında kaldığı sahne. O nasıl bir hücum, aynı şekilde o nasıl bir savunma?!

    Neyse, her bir karenin de pür dikkat hazırlanmasını beklemek hayalcilik olacak sanırım. En azından rakip takım koçuna doğru düzgün kelimelerle bağırma fırsatı sunmaları bile güzel. Bunların dışında Kagami+Kuroko ikili oyunları gayet güzel (kafaya basıp blok koymak da animenin lüksü olsun). Önde baskı, arkadan temasla top çalma vs. gerçekten var olan bir taktik. Serinin bu tip detaylara yer vermesi gayet hoş.

    Tabii bir lise maçında 100-98 gibi bir skor görmek kolay değil ama en azından mantık dışı da değil. Yalnız, lise öğrencilerinin 40 dakika boyunca çift pota maç yapacak kadar kondisyona sahip olmaları mümkün değil ve daha da kötüsü o kadar yoruldukları aksettirilmesine rağmen yanlış görmediysem kaçan şut olmadı: Ya blok yediler ya sayı buldular. Dilerim tüm seri böyle geçmez de en baştan sevmeme yol açan gerçekçilik biraz daha ön plana çıkar.

    1 Görüş:

    1. Benim tek hayal kırıklığım bu kadar abartılan mucize neslin üyeleridnen birinin yeterince etkileyicili olmaması oldu. Tamam maçı kaybetmiş olabilirler ama Kise beklentilerimi boşa çıkardı.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi