• Hyouka - 01



    Kyoto Animation son yıllarda izleyicileri ikiye ayıran animelerle gündeme gelen bir stüdyo olmayı tercih etti. K-ON, Lucky Star ve bir noktaya kadar Nichijou gibi animelerle moe ve slice of life karakteristiklerini birleştirip "sevimli" karışımlar sundu. Bu tip serilerin dişe dokunur bir anlatım benimsemeyen ve süreklilik gerektirmeyen tempoları skeçlerle veya durum komedileriyle yaratılmış sevimli anlarla makyajlandı. Kyoto Animation'ın uyguladığı bu "sevimli tipler yaratarak anlatıyı ikinci plana atma hatta bazen de 'anlatı ne arar la Kyoto'da'" formülü doğal olarak finansal anlamda ciddi bir kazancı da beraberinde getirdi. Şahsen ben bu saydığım serileri izlemekten keyif alıyorum ama hepsinin aynı kaynaktan klonlanmış gibi birbirlerine fazlasıyla benzediklerini düşünüyorum.

    Hyouka ise bu bahsettiğim alışıldık düzenin biraz dışında... ama çok az. Bu seferki karışımda moe'nin yerini gizem ve polisiye alırken slice of life öğeleri aynen duruyor. Fakat dış görünüş olarak ilk bakışta Kyoto Animation ile özdeşleştirilemeyecek kadar cesur bir animasyon ve belli başlı açılandırma teknikleri göze çarpıyor. Başkarakter Houtarou'nun kulüp odasına girdiğinde yapılan FPS çekim gerçekten beklenmedik bir etki yaratıyor, ki zaten sonrasındaki düşsel sekanslarda uygulanan Shaft benzeri deneysel çizimlerle bölüm ve dolayısıyla seri hayli ilginç bir kimliğe bürünüyor.

    Kadro seçimi de benim çok ilgimi çekti. Biraz düşündüm ama hiç aklıma gelmedi, herhalde açılış bölümünde başkarakterini geri plana atıp müthiş bir yan karakter (Satoshi) çıkartan seri sayısı çok azdır. Ayak üstü yazdığı uydurma hikayelerle ve her daim senaryo yazabilme potansiyeliyle kesinlikle izlenesi en zevkli karakterdi benim için. Aynı şekilde iki erkek karakterin birbirlerini uzun zamandır bilmeleri ve izleyiciye aksettirilen karakter gelişimlerinin aslında iki delikanlı arasındaki uzun süreli tanışıklıktan beslenmesi de gayet kaliteli bir hamleydi.

    Her ne kadar göz alıcı bir animasyon ve merak uyandıran bir kadro seçimi olsa da serinin yaptığı açılışın aslında orta bölümler düzeyinde olması da enteresan. Kyoto Animation her anlamda farklı bir yola sapmış gibi görünüyor. Gerçi K-On'daki gibi çay saatinde kek yemelerin yerini Houtarou'nun 5-10 saniye düşünerek çözdüğü kıytırık gizemler almış gibi görünüyor ama yine de stüdyonun, yıllarca inşa ettiği garantili formülden biraz kaydığını görmek mümkün. Benim merak ettiğimse serinin hep bu tarz mini gizemlerle ilerleyip ilerlemeyeceği. Bir süre sonra gerçekten kabak tadı vermeye müsait bu yapıyı nasıl farklılaştıracaklarını ve izlemeyi nasıl heyecanlı kılacaklarını gerçekten merak ediyorum. Bu animasyon kalitesi ve bu karakter seçimleri kesinlikle ortalamanın üstü bir anlatıyı hak ediyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi