• Area No Kishi - 04




    Kakeru’daki davranış değişiklikleri doktoru tarafından metafiziksel bir durumla açıklandı. Tabii ki yiyenlere. Doktor bununla da yetinmeyip Nana’dan benzer bir durumu Kakeru’ru görüp görmediğini sorduğunu bizimki dut yemiş bülbüle döndü. Düşününce Nana ile doktoru arasındaki diyalogların gereksiz olduğu kanaatine vardım. Zaten Kakeru’nun davranışlarındaki değişikliğin sebebinin abisi Suguru’dan kaynaklandığı Kakeru’nun sağında solunda beliren Suguru hayaletinden veya izdüşümünden anladık. Bu konuyu daha fazla irdelemenin pek bir mantığını çözemedim. Başka bir şekilde söylersem Nana “evet, Kakeru’da Sugurunun davranışlarını gördüm “ dese noolcak? Doktor tez mi yazacak bunun üzerine! Yazacaksa bize ne :)

    Kakeru’nun muhtemel rakiplerinden biri olacak Şilva (Japon şivesi de bir harika) şöyle bir boyunu gösterip sahneden ayrıldı. Lakin arap atının iyisinden ben anlarım misali bizim oğlan hakkında kehanette bulunmaktan geri kalmadı. Bir diğer önemli olayda maskeli elemanın kimliğinin açıklanmasıydı. Umarım Seven değildir dediğim halde maskenin ardından o çıktı. Hazır senaryoya bir x faktörü katmışken ve bununla istediğin gibi oynayabilecekken neden zırt diye açıklayıp o maskeli elemanı da seven yapıyorsunuz ey süper zeki senaristler! (Ulan daha iyisini biliyorsan sen yazsaydın diyen ahaliye de ukalalık diz boyu bu ara, idare edin diyorum.)

    Neyse sadede gelirsek güzel bir bölüm daha izledik. Beklentilerimi şimdiye kadar tamamıyla karşılayabilen bir seriyi neden bu kadar ihmal ediyorum bende anlamış değilim. Değerli olana kıymet vermeyen değersiz olana kıymet yükleyen bir Türkiye profilimi ne çiziyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi