• Guilty Crown - 14



    Kelimeler kifayetsiz. Onca bölüm boyunca Shu'nun "istemem yan cebime" tavrını sürdürdükten sonra doyamıyor ve bir kere daha ufaktan bu tavra yöneliyorlar. Shu'nun herhangi bir topluluğu (Undertakers veya öğrenciler) yöneteceği Gai'nin ölümünden sonra gün gibi aşikardı ama yine de "kralsın sen, aslansın sen" gazını almadan hiçbir hareket yapmadı kahramanımız. Gerçi artık eskisi kadar cilve yapmayıp çabucak kabulleniyor bazı sorumlulukları, o yüzden bir ilerleme var diyebiliriz... sanırım.

    Neyse, bu kadar takılmayalım artık Shu'nun kendini naza çekmelerine. Benim bu bölümde kafama asıl takılan, yüzü façalı kumandan Segai'nin nasıl olup da yeniden hükümete çalışmaya başladığıydı. Bu adam değil miydi 12. bölümde satış koyan ve bıyıklı amca Shuuichirou Koudou'nun yoluna taş koyan? Sonrasında sarışın bir velet (Yuu) gelip de Koudou'yu devirmemiş miydi? Yoksa Yuu şekil değiştirip Koudou'nun kılığına mı büründü? Buraları hiç anlayamadım ama zaten izlerken fazla dikkat göstermediğimi de kabul ediyorum.

    Spor salonunda geçen ikinci sekansta nihayet beklediğim türde bir içerik göreceğim için çok sevinmiştim. İnceden Lord of the Flies ambiyansına yaklaşan bir isyan patlak vermişti ki o gürültü içinde Shu'nun "DURUN!" diye bağırması yetti. Tabii, aynı kelimeyi öğrenci birliği başkanı söyleyince bir anlamı olmuyor, Shu'nun büyük harflerle bağırması bayağı etkili oldu sanırım...

    Gai'nin yerini alacağı malumumuz olan Shu'nun yapmak zorunda kalacağı, Void'e göre karar verilecek seçimlerin seriye bir nebze de olsa ciddiyet kazandırabilmesi ümidini taşıyorum. Undertakers üyelerinin de yakında çıkarma yapacaklarını düşünürsek yine aksiyona bağlayacağız gibi görünüyor.

    2 Görüş:

    1. Dikkatimi çekti de
      Bir sahne vardı birkaç öğrenci İnori'yi sıkıştırıyorlardı sonra Shu geliyordu İnori hiçbirşey olmamış gibi merdivenlerden indi 1 saniyelik bir görüntüde öğrencilerin kan içindeki ellerini gördük ee neydi şimdi bu?

      Benzer şey Ayase'nin ve Tsugumi'nin başına geliyor ve karakterleri fanların görmek istemeyeceği duruma getiriyorlar ve karakterden soğutmaya çalışıyorlar.


      Gelmek istediğim nokta ise anime boyunca İnori'yi (ne olduğu bile belli değil) çok önemli bir yere sahipmiş gibi göstermeleri zaten Shuu bu kadar gıcıkken birde bu kız seriden soğumama neden oldu. Yan karakterleri bu kadar ezmek niyedir . 10 bölüm boyunca Lost X'Mas arcının gelmesini bekleyip Gai ve Mana'yı nedensiz öldürmek tek bölümlümde bunu bitirmek ardından İnori şarkı söylesin diye parti yapmak biraz gerçekçi olmalarını isterdim. Shu'nun bile bu kadar manipule olmasını görmek can sıkıcı.

      YanıtlaSil
    2. "Inori'yi kızdırmayın, tersi çok terstir" demiş olabilirler. Şaka bir yana anlatım çok kopuk kopuk ilerliyor. Aslında Inori'nin bu seride bir gizem unsuru teşkil ettiğini biliyoruz ama tutup da 14. bölümde böyle bir özelliğini araya sıkıştırınca ister istemez eğreti duruyor. Şarkı söylemesinden iyidir :)

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi